“Yavaş Pişir Yavaş Ye” Yaz Buluşması

 

CYD_9941

“Yavaş Pişir Yavaş Ye” Adapazarı’nda yepyeni bir oluşum, ama kendine öyle çabuk taraftar buldu ki.

10 Aralık 2009, Perşembe günü ilk buluşma… Mevsim kış. Sonra uzun bir ara… Ve 14 Temmuz Çarşamba, yaz buluşması… Mevsim yaz.

Şehir merkezindeki bir restorandayız. 70-80 kişi oluverdik yine. Ne mangal var ne karavana… Herkes arkadaşıyla, eşiyle ve yemeğiyle geliyor bu sofraya. Upuzun bir servis masamız var, herkes getirdiği yemeği ya da tatlıyı koysun diye… Kimse kimsenin konuğu değil de ondan… Ne hoş bir görüntü!

Böyle bir katılımı galiba kimse beklemiyordu… Ama işte Adapazarı böyle bir yer!

Çerkez tavuğu, patlıcan kebabı, soğan dolması, sarma, börülce, fava, mercimek köftesi, peynirli patlıcan kızartması, gerdan böreği, tarhana çorbası; salatalar, dolmalar, börekler, yöresel mutfaklara özgü sebze yemekleri… Sevdican, irmik helvası, un helvası, ramazan tatlısı güllaç… Ve daha neler…

Ne getirelim diyenlere şöyle demiştik:

“…

Mevsime uygun, yöreye uygun, doğal, geleneksel, … olsun…

Bir adı ve özgün bir tadı olsun…

Sizin olsun; Boşnak, Çerkez, Manav, Abaza, … Yani bizim olsun…

14 Temmuz’da… Çarşamba akşamı…

Aynı sofradayız…”

CYD_9914

CYD_9945

Amacımızı da şöyle anlatmıştık:

“Arkadaşlar, etkinliğimizi değişik önerilerinizle daha da çekici hale getirebiliriz. Değil mi ki lezzetin peşindeyiz, öyleyse tek tip tatlarla işimiz yok bizim… Tıkınmakla, durmadan atıştırmakla yemek yemek aynı şey değil…

İnsanlık artık değerlerine sahip çıkma eğiliminde. “Yavaş Pişir Yavaş Ye” de böyle bir akım…

Dünyanın her köşesine uzanan “iyi, temiz ve adil” bir paylaşım istiyor… Aslında hepimizin aklındaki ve yüreğindekini dile getiriyor…

Adapazarı’nda yöresel lezzetlerimizin yok olup gitmesine izin vermeyelim biz de… Kuşaktan kuşağa eksilmesin, inadına daha da çeşitlensin diye…”

CYD_9896

“Yavaş Pişir Yavaş Ye”, dünyada “Slow Food” diye bilinen akımın Adapazarcası. İstanbul’da da “Fikir Sahibi Damaklar” adında bir grup var örneğin. “İstanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın” diye bir kampanyayla kamuoyunun dikkatini çekmeyi başardı:

“1 derece eksik olsa yine olmaz.
Su 99 derecede kaynamaz.
24 santimden küçük avlanırsa Lüfer,
denize yumurta bırakamaz.
Çinekop sarıkanat olacak, sarıkanat Lüfer…
Tüm aile yasayla korunana dek, iş başa düşer.
İyi bak, tabağındaki Lüfer

24 santimden küçük olmasın.
İstanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın!”

Yabancı basında bile yer aldı bu kampanya. Öyle ya, ne demişti Ahmet Rasim; “Lüfer sözünü duyup da dönüp bakmayanı İstanbullu saymam”!

Sevdican bir Boşnak tatlısı… Bir gün, ustası Yüksel Abla’yla birlikte pişirmiş, şerbetini döküp soğumasını beklerken de sohbet etmiştik. “Özel günlerde yapmayı seviyorum. Dışarıda satılmadığı için güzel bir ikram oluyor. Kendine has bir güzelliği var… Belki de ondan, bir yiyen uzun seneler unutamıyor; izi kalıyor…” demişti. “Çok fazla bilinmiyor galiba?” diye sormuştum. “Bilinmiyor; her Boşnak da bilmez. Hizmeti göze alanı malzemesi zorluyor, malzemesi olanı hizmeti zorluyor. Bu iki şık birazcık etken…” demişti o da… Yaz buluşmamızda gecenin sürprizi ‘sevdican’dı. Yüksel Abla’nın kızıydı yapan da…

CYD_0169

Ne hoş bir geceydi… Firdevs Altındaş gitarıyla bize şarkılar söyledi. Kendi besteleri çok güzel… Sesi de öyle…

Evet, bizler o akşam, yalnızca bu şehre özgü olan benzersiz çeşitliliği bir kez daha gördük, sevindik… El ele verip bunu sürdürelim dedik. Çünkü bu bizim sağlıklı yaşamamızı olduğu kadar kişiliğimizi, insanlığımızı da etkileyen ve ancak paylaştıkça çoğalan zenginliğimiz…

Sizlerin de bu türden kaygılarınız varsa; yemek kültürümüzün yozlaşmasına, acı kayıplar vermesine razı değilseniz, bu çiçeği burnunda oluşuma gelin siz de katılın!

22/07/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Taraklı’yı gezerken…


Akşamdan deyiverdim; gidelim mi yarın Taraklı’ya? Gidelim! Böyle başlamalı gezi dediğin… Sabah koyulduk yola; Müjgân Zaman, ben ve Müjgân’ın yeğeni Erhan…

Nehir boyunca dümdüz gittik. Sonra da kıvrılıp yayla yollarına vurduk. Sağımız solumuz meyvelik, zeytinlik… Gelin buraların bir de baharını, ilkyazını hayal edin!

DSC_0013 (Small)

Şanslıyız, hava çok güzel bugün. Belediye başkanının eşi ATV’de, yöreye özgü yiyeceklerin tanıtılacağı bir programa çıkacakmış. Üst katta, mutfakta çekim yapılıyor. Bizi de çağırdı başkan; onun için önce buraya geldik. Mutfağın bitişiğindeki geniş odada bütün koltuklar dolu; çay içip sohbet ediyoruz. Hep bir ağızdan konuştuğumuz da oluyor; o zaman çekim ekibinden uyarı geliyor. Bu katta bir tek kameraman erkek, gerisi hep kadın.

Bir dilim cevizli börek; bir dilim daha… Zarifçe dilimlenmiş küçük küçük. Güzelliği orada; tadımlık… Tatlı da öyle… Ağdası, şekerle değil de pekmezle yapılıyor. Adapazarı’nda da satılan erik pestillerini övüyorum. Erik para etmiyor diye kesmişler erik ağaçlarını; yerlerine ayva dikmişler. Herkes birden yapınca bu sefer de ayva para etmemiş. Hatice Hanım anlatıyor bunları, anlatırken dertleniyor.

DSC_0033-1

Çekim ekibi ve onu izleyen hanımlarla şehir merkezinde buluşuyoruz yeniden. Çok hoş bir mekândayız. “Lütfen biraz sessiz olalım!” Televizyon için “uhut” ve “köpük helvası” tarifi alıyor bu kez de, güzel gözlü sunucu hanım. Burası restore edilmiş eski bir konak. Üstü restoran, altı dükkân. Yöresel ürün çeşidi çok zengin.

Meşhur Köfteci İsmail’in kızı, kızının kızı da burada. Onlarla eski komşuyuz. Birkaç yıl oturduk, sonra taşındık biz. O günlerden söz ediyoruz. Ortadaki geniş avluya bakan evlerimiz, depremde yıkılan mahallemiz… Yazdığı yemek kitabını beğendiğimi söylüyorum. “Slow-Food” yani “Yavaş Pişir, Yavaş Ye” grubuna, etkinliklerine sizi de alalım diyorum; tam ona göre…

DSC_0041

Müjgân işi biliyor; bir güne birçok şeyi sığdırıyor. Ünlü bir hattat yaşamış bu sokakta; Saim Özel… işte onun eşi Saime Teyze’ye götürüyor şimdi beni.

Ne iyi, ne tonton bir kadın… İstanbul’da pek çok caminin, en son da Süleymaniye’nin imamlığını yapmış Saim Amca… O emekli olunca da memlekete dönmüşler. Ayaklarım ağrıyor, merdiven çıkamıyorum diyor. Küçük bir kız canlılığı var güleç yüzünde oysa. Belli ki bir güne gelmemiş koskoca bir hayat! Oturun, bırakmam diyor. Yine geleceğiz diye söz veriyoruz.

DSC_0051

Mimar Sinan’ın bir eseri var burada: Yunus Paşa Camii… Taraklı, tarihi İpekyolu üzerinde önemli bir durak. Ticaret yolları değişince zenginlik bitmiş. O güzelim evler, konaklar bakımsız kalınca yıkılmaya yüz tutmuş. Dokumacılık gerilemiş. Şimdi değeri anlaşıldı da eskiyi canlandırmak için binbir uğraş veriliyor. Dokuma atölyeleri kurulmuş. Öğrenmeye karşı heves var ama pazarlama sorununa çözüm bulmak gerek.

DSC_0070

Tezgâh başında bez dokuyan genç hanımın birkaç kare fotoğrafını çekiyorum. Sonra bu yörenin geleneksel başörtüsünü soruyorum; nasıldır, nasıl bağlanır… Vitrindeki ince dokunmuş örtmelerden krem rengi olanını çekip el çabukluğuyla dolayıveriyor. İşte bu! Bir iki kare de böyle çekiyorum. Nasıl? Anlıyor o da bunun yakıştığını asıl… Ne olur, geleneksel giyimi, örtmeyi canlandırın burada diyorum. Başkana da iletiyorum bu düşüncemi…

DSC_0090-1

Taraklı’ya dün gittik. Nice izlenimler var ama yetişmeyecekti bugüne. Heyecanım kaybolmadan şöyle bir yazayım dedim şimdilik.

25/02/2010

Bizim Sakarya Gazetesi