2015 baharında Çanakkale

 

15 Mart Pazar günü Bergama’nın Göçbeyli köyünde deve güreşleri, bir gün önce çokça yağan yağmur nedeniyle iptal edilmiş. 250 km yol katederek gitmiştik ama sağ olsunlar, bizi eli boş döndürmediler. Bizim için üç develik bir güreş düzenlediler. Daha doğrusu şöyle oldu: Biz köy kahvesinde oturalım biraz dedik. Hem de muhabbet ederiz. Meğer bir gün önce develer burada toplanmış. Otuz beş tane deve gelmiş güreş etmeye. Davul zurnayla karşılanmışlar. Köydeki develer de heyecanı ta yüreğinde duymuş. Deveci Mehmet Bey bizi ahıra götürüp develerini gösterebileceğini söyledi. Kalktık gittik. Ahırdaki üç deveden en fotojenik olanını dışarı çıkarttı. Biz de birkaç fotoğrafını çektik. Tabii yeniden girmesi gerekiyor. Fakat hayır, girmedi, ahırın kapısında dizlerinin üstüne çöküverdi. Ne oldu, dedik. Normalmiş. Dün gelen develerin seslerini duymuş da ondanmış direnmesi. Doğası gereği damarı kabarmış, dövüşmek istermiş. Köyden iki kişi daha çıktı devesini güreştirmek isteyen ve böylece köylü kardeşlerimiz hem biz misafirlerini hem de sevgili develerini sevindirmiş oldular. Deve sevgisinin başka bir şey olduğunu da burada öğrendik. Deve kokusuna alışan bir daha deveciliği bırakamazmış. Bir nevi tutkuymuş.

Bergama’nın Çamavlu köyünde yaşayan Mustafa Yılmaz’ın heykellerini merak ediyorduk. Kışın en soğuk günlerinden daha çok üşüten bir havaydı ve akşama Çanakkale’ye dönecektik. Ama buraya kadar gelmişken görmeden geçemezdik. Ve gerçekten geldiğimize değdi. Sanatçıyla tanışamadık ama sanatına hayran olduk. İyi bir havada ve haberli olarak yeniden gideriz deyip avunduk. Küçük bir söyleşi yapmak isterdim aslında. Hoş, hikayesi de şu web sayfasında gayet güzel anlatılmış:

http://www.hurriyet.com.tr/yasam/5320367.asp

 

Arabaya bindik gidiyoruz, mini mini kuzular ve koyunlar çıktı önümüze, yavaşladık. Bir de baktık çoban çocuğun heybesinde bir kuzu. Aa hem de iki tane! Nasıl sığmışlar ufacık heybeye? Fotoğraf çekilecek artık.

– Ne zaman doğdu bunlar? DSC_4816 (2)

– Şimdi doğdu! 🙂

 

 

 

 

 

Ve Çanakkale…

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin yüzüncü yılı. Kutlamalar için hazırlıklar yapılıyor. Şehir aman ne hareketli, ne canlı! Rehberli Gelibolu turuna katıldık yine. Geçen sene yağmur göz açtırmamıştı çünkü. Hem de gördüklerimizi, bilgilerimizi pekiştirmiş olduk. 57. Piyade Alayı Şehitliği’ni ziyaretimiz sırasında bir grup çavuş rütbeli asker geldi. Çevreye dağılıverdiler. Nerede dolaştıklarının bilincinde, saygılıydılar. Acıyla doldu içim. İşte bu gencecik yüzler gibi on binlercesi bu topraklarda yitip gitti. Nasıl kıyılır? Bakamadım yüzlerine. Ağlarım orada bir de.

Rehberimiz Selahi Tutmaz baştan bizi uyardı. Rüzgarla şimdiden barışın, çünkü Çanakkale demek rüzgar demek, dedi. Gerçekten esmeye doyamıyor ve esti mi donduruyor.

Şehitler Abidesi o gün ziyarete açıktı. Provalar yapılıyordu. Çelenk koyma, göndere bayrak çekme… Her şey defalarca tekrarlanıyor. Demek askeri törenlerde kusursuz eşzamanlılık böyle sağlanıyor.

Çanakkale’de bayat, kötü çay içmedik. Simit, poğaça, börek alırsın tazecik, gidersin Donanma çay bahçesine. Sabah kahvaltımız da böyle.

Çanakkale Savaşlarının 100. Yılı Konulu Uluslararası Pul Sergisi…

ptt

 

P1060276

“Barış Mümkün” Minyatür Sergisi…

DSC_5097 (2)

Göğsümüzü kabartan etkinliklerdi. Emeği geçenlere teşekkürler.

18 Mart 2015

Çanakkale’den portreler…

Ve gece…

Hoşçakal Çanakkale. Yeniden gelebilmek dileğiyle…

 

Bu sayfadaki fotoğraflar, eşim İsmail Arzu Açıkel tarafından çekildi.

İstanbul’da Yeraltı Kazıları

P1060039

Katıldığımız turun adı: İstanbul’un Yeraltı Arkeolojisi… Rehberimiz Doç. Dr. Ferudun Özgümüş (http://www.antoninaturizm.com/tur_lideri_/docdrferudun_ozgumus)

Kadir Has Üniversitesi Sarnıcı… Bulunduğu bölgenin su gereksinimini karşılamak amacıyla yapılmış… Tarihi 11. yüzyıla kadar gidiyor…24 kubbe ve 48 sütundan oluşuyor… 1944 yılında Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkıyor…

Osmanlı İmparatorluğu döneminde hamam olarak kullanılmış… Rezan Has Haliç Kültürleri Müzesi’nin içinde yer alıyor… (http://www.rhm.org.tr/tarihce/)

Sultan Sarnıcı...Yer: Fatih/Çarşamba… Birinci derece tarihi eser statüsünde olan yapı tahminen Bizans İmparatorluğunun I. Theodosius dönemine (378-395) ait… Üç boğumlu kaide üzerinde yükselen korint üslubu 28 adet sütun var… Osmanlı döneminde depo olarak kullanıldığı tahmin ediliyor… Uzunca bir dönem boş kaldıktan sonra bir süre iplik bükücüler tarafından kullanılmış, daha sonra da marangozhane işlevi görmüş… Bir virane halindeyken Sarper Kumbaracı tarafından bulunmuş… Restorasyon çalışmaları yedi yıl sürmüş… Bugün ise toplantı, kongre, düğün gibi etkinliklerin yapıldığı çok değişik, çok güzel bir mekan… (http://www.sultansarnic.com/indexhome.html#/hakkimizda_sultansarnictarihce)

Antik Otel Sarnıcı… Yer: BeyazıtGeç Roma, erken Bizans dönemine (450-500) ait… 1984 yılında Antik Otel inşaatı için yapılan temel kazısı sırasında tarihi eser kalıntılarına rastlanıyor… Yerin 12 metre altında… Sarnıcın orijinal yapısı korunarak otel inşaatı yapılıyor… Artık, Antik Cisterna adıyla çeşitli sergiler, özel toplantılar gibi etkinlikler yapılan bir mekan..(http://www.antikhotel.com/tr/)

Şerefiye Sarnıcı… Yer: Piyer Loti Caddesi, Çemberlitaş…1560-65 yıllık bir yapı… Ziyaretimiz sırasında restorasyon sürmekteydi… Herhalde muhteşem olacak bitince… (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eerefiye_Sarn%C4%B1c%C4%B1)

Sultanahmet’teki bir otoparkın altına iniyoruz… Bizans Sarayı kalıntıları var burada… Tamamı kazılmamış…

Aydın Saray Apartmanı altındaki Roma kalıntıları, Kafar Han’ın altındaki Bizans sarnıcı…

Sultanahmet’te Terzioğlu Halıcılık, Başdoğan Halıcılık, Sedir Halıcılık… Bu işyerlerinin altındaki kalıntılar da İstanbul’un yeraltı zenginliğinin bir parçası…

Şu adrese de bakabilirsiniz: http://tumzamanlar.wordpress.com/2014/03/26/yeraltindaki-istanbul/

 

 

 

 

 

 

 

Kızkalesi

Mersin’in şirin beldesi Kızkalesi’nin fotoğraflarını görmüşsünüzdür. Bunlar biraz değişik… Geceleri renk ve ışık gösterileri yapılıyordu biz gittiğimizde… Bayağı eğlenceli oluyor izlemesi…

Çanakkale Zaferi’nin 99. Yıldönümü

Küçük kardeşini vatana şehit veren bir ağabeyin feryadı (Harp Mecmuası’ndan):

KARDEŞİME
(Anafartalar’da şehit olan Zabit vekili Ahmet Tevfik Efendi’ye)

O kadar yandı mı bağrın ey çocuk?
Ecelin sunduğu şerbeti içtin!
Sırayı, saygıyı unuttun çabuk
Sebep ne ağanın önüne geçtin

Yirmi üç baharı kavuran ateş
Güllerin kalbini dağlasa çok mu?
Bir damla şebneme susadı güneş,
Sümbüller sararsa, hakları yok mu?

Yurduna son damla kanını verdin,
Ah cömert kardeşim sana pek yazık!
El fitre verdi, sen canın verdin,
Ne acı bir şeker bayramı yaptık…

Yad eller dağıttı halka gül suyu,
Yok sana göz yaşı dökecek anan!
Kardeşim, üzülme müsterih uyu,
Ne mutlu gülüyor zavallı vatan!

Bir çile ipekten yumuşak sinen
Serhatti tuttu sarp balkanlar gibi
Kaşından daha çok bıyığın yokken
Döğüştün yeleli aslanlar gibi…!

Ne beyaz mermer, ne biraz yıldız,
Nerede yaptığın o altın destan?
Sürekli alkıştan utanan adsız,
Koca şehnamene konulmuş imzan!

Ne kadar aradım senin kabrini,
Yok diye boynunu büktü her çiçek,
Yanıldım kardeşim bağışla beni,
Sen arzdan semaya naklettin gerçek..!

İDRİS SABİH