İki ay kadar önce, “Hızlı-Yavaş” başlıklı bir yazı yazmıştım. ‘Yavaş Şehirler Hareketi’nden söz etmiştim. “Slow Cities” 2000 yılında İtalya’da başlayıp yavaş yavaş Avrupa’ya ve dünyaya yayılan, logosu da salyangoz olan bir akım. Onunla birlikte Slow Food (yavaş yemek) akımı da yaygınlaşıyor. Ve benzer akımlar: Yavaş Yaşam, Yavaş Para, Yavaş Okullar, Yavaş Tatiller… Yani bize dayatıldığı […]

Geçen akşam bir televizyon programı izledim. Kişisel gelişim programları ve bu konuda yazılmış kitaplar üzerine… Ünlü sunucu daha programın başında hınzır hınzır gülüyor. Üç konuğun ikisi kişisel gelişim kitapları yazmış. Diğeri de ünlü bir bir tıp doktoru; psikiyatrist. Yazarlardan biri hanım. Bu konuda akademik bir eğitim almadığı halde insanların sorunlarına çare bulma konusunda pek iddialı. […]

Önce 29.12.2005 tarihli, “Bu evdekiler taşınmış!” başlıklı yazımdan bir bölüm: “Bir Japon evine giren yabancının ilk düşüneceği şey şu olacaktır: “Bu evdekiler taşınmış!” “Oysa evdekiler taşınmamışlardır. Orada belki 7-8 nüfuslu bir aile oturuyordur. Ama yabancı öyle düşünmekte haklıdır. Çünkü ortada mobilya namına hiçbir şey görmemiştir. Bu şaşırtıcı ve aynı zamanda esrarlı durumun nedeni şudur: Japonlar […]

“Gel hele, gel hele Nasrettin Hoca’m, Gül hele, gül hele Nasrettin Hoca’m Kuruluversin hemen bir şölen Öz öz söylemeye başla Türkçemde İncelik sen, iğne sen, gülüş ve tad sen.”/İbrahim Zeki Burdurlu–1965 2008, Nasrettin Hoca’nın doğumunun 800. yılıydı. Geldik 2009’a. Ama o, tüm zamanlara ait nasıl olsa. Roma Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü Başkanı Ord. Prof. Dr. Anna […]

Kırk yıl önceki ‘Akbaba’ları karıştırırım ara sıra. Büyüklerimiz biriktirmiş, iyi oluyor… Tarih: 16 Kasım 1966. Derginin başyazarı Yusuf Ziya Ortaç, gazetelerin ilk sayfalarında yer alan ve gözlerini yaşartan bir fotoğraftan söz ediyor yazısında: “İnce yüzlü, ince yapılı bir genç adam, bir gözlüklü genç, eğilmiş, bir kadının elini öpüyordu. Bu yirmi sekiz yaşındaki genç adam, Profesör […]

Bugün ilginç bir yeni yıl tebriki aldık şakacı bir dostumuzdan: “Gönlünüzden geçmeyenlerin başınıza gelmemesi dileğiyle…” Hafif karamsarlık kokuyor, ama gerçekçi bir dilek aslında. Çünkü dünyanın ve insanlığın iyiliğini istemeyenler var. Sayıları belki çok değil ama geleceğimizi, umutlarımızı karartmaya yetiyor. Çünkü onların eylemleri de küreselleşti. Korkutuyor… “Yasemin… Geleceğimizden kopartılmış bir çiçek…” Bu kitabın öyle belli bir […]

Köy Enstitülü öğretmen Huriye Saraç (Öğretmen Benisa) Adapazarı’nda… Bembeyaz, dalgalı saçlı, güleç yüzlü, giyimi özenli, bedeni dimdik, bakışları dikkatli ve sevgi dolu bir cumhuriyet kadını o. Daha ilk bakışta saygı uyandırıyor. İnsanlarla iletişim kurma becerisi olağanüstü. Birlikte okullara gidiyoruz. Çocukların, gençlerin arasında öyle rahat ve mutlu ki… Bir ışık yayılıyor yüzüne… Sözcükler bir ırmak gibi […]

  Ünlü bir Adapazarlı, Sait Faik Abasıyanık bakın ne demiş: “Sakarya Nehri, bilmem her geçtiği yerde bu kadar deli mi? Bizim burada zaman zaman ne köprü bırakır yıkmadan, ne hayvan bırakır süpürüp götürmeden, ne de kaz bırakır boğmadan. Sizin kasabaya bir yarım saat uzaktan, bize, işte şuracıktan, bulanık, kırmızı, derin, geniş akar gider. Suyun etrafında; […]

“Dünyada obezite salgını ve ‘fast-food’lara bağlı diğer sağlık sorunları aldı yürüdü. Batılı üreticiler de artık bu konuyu düşünmek gerektiğini anladılar.  Düşündüler ki birbirinden değişik, birbirinden göz alıcı ambalajların üzerine hiç değilse gerçekleri yazarak, alternatif ürünler de sunarak yavaşlatılabilir bu gidiş…” Yabancı bir internet sitesinden aldığım bu haberdeki olumlu örnekse Türkiye’den: “Sade simit, haşlanmış ya da […]

  Yaklaşık üç yıl önce yazdığım bir gezi yazısında şöyle demişim: “Beypazarlı’nın dünya görüşünü yansıtan bir öğe var bu eski evlerde. Çok ilginç gerçekten: Üst katlarda, “Çantı” dedikleri bir bölümü işlemeden bırakırlarmış. Bu da dünyada yapacak işlerinin bitmediğini vurgulamak içinmiş! Bizim de Beypazarı’nda işimiz bitmedi aslında… Önce, sık sık gelelim biz buraya, diyor; sonra yılda […]