“Çok küçük elma var cebimde”

30540012  Macaristan Cumhuriyeti’nin başkenti Budapeşte’deyiz. Rehberimiz, bizi havaalanında karşılıyor, otele götürmeden, şehirde turistik yerlerden birkaçını gezdiriyor.Tuna’nın doğusundaki Peşte’nin geniş caddelerinden otomobille geçerken, birbirinden güzel binalara hayran kalıyoruz. Tarihi yapılar ve sarayların görkemi ve çokluğu şaşırtıcı. Ancak bunlar orijinal değilmiş. Budapeşte’de Gotik, Rönesans, Barok, Neo-klasik üslupta inşa edilmiş mimari eserlerin çoğu bitip tükenmeyen savaşlarda yıkılmış. Yılmamışlar; dönüp dönüp yeniden yapmışlar, hem de daha güzellerini. Örneğin Buda’daki Kraliyet Sarayı, son olarak II. Dünya Savaşı’nda tahrip olmuş, daha sonra restore edilerek bugünkü biçimini almış. Tuna üzerindeki köprüler de öyle: Almanlar Budapeşte’den çekilirken tümünü havaya uçurmuşlar.

Buda (Budin), şehrin tarihsel gelişiminin başladığı bölge. Osmanlı döneminde (150 yıl) yapılmış Türk hamamları ve Gül Baba Türbesi de burada…Türbeyi geziyoruz. Bahçesinde güller var tabii ve çevresi gayet bakımlı… Kanuni Sultan Süleyman zamanında Budin’e gelmiş; seferlere katılmış, Macaristan’da Bektaşiliği O kurmuş. Bektaşilerin kavuklarının ön tarafında bulunan gül simgesinden dolayı kendisine Gül Baba dendiği sanılıyor. Macarlar Gül Baba’ya eskiden beri sahip çıkmışlar. Onu pek sevmişler; Gül Baba demek, sevgi ve hoşgörü demekmiş…

Budapeşte’de Roma döneminden beri hamamlar bulunurmuş, doğal su kaynaklarından ötürü; ama en iyi yararlananlar Osmanlılar olmuş. Macarlar kadirşinaslık yapıp, “bize bu kültürü verdikleri için Türklere minnettarız” diyorlarmış. Şifalı sulara ve yüzme sporuna çok önem veriyorlar. Termal havuzlar yanında, yüzme eğitimi amaçlı, aynı zamanda halka da açık olan havuzların yaygınlığı ve su sporları yarışmalarında kazandıkları uluslararası başarılar bunu kanıtlıyor.

Budapeşte’nin simgelerinden biri de kentin her yerinden görülebilen Özgürlük Anıtı. Bir defne dalını havaya kaldırmış bu kadın heykeli, kentin 1945’te Rus orduları tarafından Nazilerden kurtarılışının anısına yapılmış. Ancak bu tarih ülkede Sovyet egemenliğinin de başlangıcı olduğu için, Komünizmin çöküşünden sonra anıttaki Rus askeri figürü kaldırılmış; Rus şehitlerin adlarının sıralandığı levha başka bir yere nakledilmiş.

Budapeşte’de üç günümüz var ve biz bu süre içinde, kent sokaklarından meydanlardan, köprülerden yürüyerek geçmeyi, mimari ve dekoratif açıdan son derece iddialı yapıları, heykelleri incelemeyi yeğliyoruz. Estergon’a yapılan geziye katılmıyoruz bu yüzden. Metroya ve otobüse de biniyor, Budapeştelilerin gündelik yaşamlarına karışıyoruz. Tramvay hattı da var; toplu taşıma araçlarının kullanımı yaygın, şehir içi ulaşım rahat ve hızlı. Şehirde yayalara ayrılmış bölgeler öyle çok ki! Bisikletli de çok…

30550009

Kraliyet Sarayı, Parlamento, Kahramanlar Meydanı, Güzel Sanatlar Müzesi gibi önemli yerleri geziyoruz. Kahramanlar Meydanı, Macarların atalarının Urallardan Budapeşte bölgesine göç ederek yerleşmelerinin bininci yılını (1896) kutladıkları meydan. O tarihte büyük bir modernizasyona sahne olmuş kent; saraylar, kamu binaları, evler yapılmış, gazla aydınlatma getirilmiş, Avrupa’nın ilk metrosu hizmete girmiş. Binyıl Anıtı da bu ulusal gururun simgesi; tanınmış Macar devlet adamlarının, önderlerinin heykelleri yer alıyor bu anıtta. Macarların Tekirdağ ve Kütahya’da bu kahramanlardan ikisine ait ziyaret yerlerinin olduğunu bilir miydiniz? Macaristan’ın en önemli siyasi kişiliklerinden biri olan Kossuth Lajos, Avusturyalılara karşı ülkesinin bağımsızlığı için savaşmış, ilk demokratik hükümeti kurmuş. Önderliğini yaptığı isyan bastırıldıktan sonra ülkesinden kaçmak zorunda kalmış. Kütahya’ya gelmiş(1850), burada bir yıl kalmış. Türk Hükümetinin kendisine tahsis ettiği konut şimdi müze olmuş. Ferenc Rakoczy de yine bir Macar özgürlük savaşçısı; 18. yüzyıl başlarında Tekirdağ’da yaşamış sürgündeyken ve orada ölmüş. Macaristan’dan okul gezileri bile düzenleniyormuş buralara. Ne saygı değil mi? “Macar halkı ve aydınlarını ‘tarihçi halk’ olarak nitelemek gerekir. Cahili okumuşu, yaşlısı genci, komünisti liberali Macarlık üzerine günde 18 saat düşünür” diyor İlber Ortaylı. Osmanlı egemenliğine karşı da saygılı olduklarını söylüyor. Zigetvar’da Kanuni Sultan Süleyman Türbesini onartıp bir de anıt dikmişler. Bu yerin adı: Türk-Macar Dostluk Parkı Budin komutanı, Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa‘nın Harp Tarihi Müzesi‘nin bahçesinde mezarı var; mezartaşına, “Kahraman düşmandı, rahat uyusun! “diye yazmışlar.

30550002-1

Bir gece Tuna’da tekne gezisi yapıyoruz. Kulaklıklar dağıtılıyor; Türkçe de var seçeneklerde. Çok hoş, şiirsel bir anlatımla sunuluyor. Tuna’nın ışıltılı sularında süzülürken, ışıklandırılmış anıtsal yapıları, köprüleri keyifle izleyerek öykülerini dinliyoruz. Nazım Hikmet’in bir hasret şiirine de konu olmuş Tuna:

gökte bulut yok/ söğütler yağmurlu/ Tuna’ya rastladım/ akıyor çamurlu çamurlu/ hey Hikmet’in oğlu ,Hikmet’in oğlu/ Tuna’nın suyu olaydın/ kara ormandan geleydin/ Karadeniz’e döküleydin/ mavileşeydin…/ geçeydin Boğaziçi’nden/ başında İstanbul havası/ çarpaydın Kadıköy iskelesine/ çarpaydın çırpınaydın…/ vapura binerken/ Memed’le anası.

Fazlaca et tüketiyorlar. Gulaşları ünlü. Yeniçerilerin seferlerde yediği ‘kul aşı’ndan geldiğini biliriz Gulaş’ın; dana eti, çeşitli sebzelerle pişirilirmiş gıdalı olsun diye… Çikolata sosuyla, sıcak olarak sunulan bademli krepleri: Palaçinta …tek başına bir öğün yerine geçebilir; çok leziz bir tatlı… ve doyurucu.

Uygarlık için sürekli kendini yetiştiren bir halk Güzel sanatlara, kültürlü olmaya önem veriyorlar. Ancak nüfusları azalıyormuş. Bu yüzden de çocuk doğurmayı teşvik ediyorlarmış yasalarla. Çocuk doğdu; o yıl elektrik, su bedava imiş! Üçüncü çocuktan sonra kadın emekli oluyormuş…

Şok kicsit alma van jebemben’… Bu Macarca cümlecik pek ünlü, çünkü Türkçemizdeki karşılığı hemen hemen aynı: ‘Çok küçük elma var cebimde’! Macarcanın Türkçe ile ilk etkileşimi Hunlar zamanına dayanıyormuş. Üç yüze yakın Türkçe sözcük varmış Macarcada. Attila adı da Macaristan’da çok yaygınmış. Bu ortak sözcüklere rağmen, Macarca bana hiç mi hiç tanıdık gelmedi doğrusu.

 

Arpa-arpa, balta-balta, deniz-tenger, deve-teve, ikiz-iker, sırt-szirt, tarla-tarlo, kapı-kapu…

29/09/2005

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.