Son Beş Dakika

Dünyanın bozulmamış ender ülkelerinden Butan’daki huzurun nedenini ülkenin Milli Eğitim Bakanı şöyle açıklıyor: “… Biz şu anda dünyanın en büyük ve temiz su rezervlerine sahibiz. Komşularımızın önemli bir elektrik ihtiyacı var. Elektrik satsak çok para kazanabiliriz. Asya’nın İsviçre’si olabiliriz… Ama aile yapısı, ekolojik değerler, iç huzuru bozulduğunda para neye yarar? Bugün insanımız çok mutlu. Dolayısıyla insanları eğiterek, bunu sindirebilecek kültürü vererek, asıl manevi değerlerinden ve öz değerlerinden kopmadan bunu yapmak çok önemli.”*

Çevreyle insanın uyumunu ne güzel özetliyor bu sözler. Ama biraz düşününce, çoğumuz, bu konuda kendimizi disipline sokmaya pek yanaşmayız. “Herkes yapsın, ben de yapayım!” deriz. Olanaklarımız ve iştahımız ölçüsünde uygarlığın(!) nimetlerinden yararlanmaya bakarız. Butan krallıkla yönetiliyor ve küçük bir ülke; orada bunu sağlamak mümkün. Bizim gibi demokratik ülkelerde ise halkın, yönetimi kamuoyu yaratarak etkileme, yönlendirme gücü var. Ama şimdi de, iyi olsun olmasın, insanlara bir şeyi iyiymiş gibi göstermenin, dayatmanın bin bir türlü yolu bulundu. Askeri güç kullanmaktan beter; sanki gizli bir emir!

Ne kadar da ürkütücü görünüyorlar; kamyonlar, otobüsler, iş makineleri, tankerler, gökdelenler, atom santralleri, silahlar, … Erkekler darılmasın, ama bunları kadınlar tasarlamış olsaydı, herhalde çok farklı olurdu görünüşleri de işlevleri de. Dünyamıza fazla geldi bu aşırılıklar. Neyse ki artık anlaşıldı da, çevre bilinci oluşuyor; yavaş yavaş uygarlaşıyoruz.

Biz ancak bireysel seçimlerimizle uygar olabiliriz aslında. Bisiklet yolları yapılsın dendiğinde, hafif raylı sistemden söz edildiğinde hoşumuza gidiyor; onaylıyoruz bir ağızdan, ama örneğin, gerekmese de arabaya atlayıp gitmeye gelince, bu insancıl yaklaşımımızı unutuveriyoruz. Enerji tüketiminin azaltılmasının dünyanın geleceği için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz, ama kendi katkımızı önemsemiyoruz. A. Saint Exupery,Yıldızlar altında karınca kaderince birkaç koyuna bakan çoban, oynadığı rolün bilincine varırsa, kendinin bir uşaktan fazla bir şey, bir nöbetçi olduğunu anlayacaktır. Her nöbetçiyse, bütün bir imparatorluktan sorumludur” demiş. “Ancak en silik rolümüzü bile kavradığımız zaman, mutluluğa kavuşabileceğiz. Ancak o zaman, erinç içinde yaşayabilir, erinç içinde ölebiliriz. Çünkü hayata anlam veren şey, ölüme de verir.”

Adapazarı dümdüz bir ovada kurulmuş. İnsanların huzur içinde yürüyebilmeleri, bisiklete binmeleri; çocukların, yaşlıların, sakatların güvenle dolaşabilmeleri kolayca sağlanabilir şehrimizde. Doğal gaz donanımının da tamamlanmasından sonra hava kirliliğinin, en önemli sorunlarımızdan birinin önüne geçilmiş olur. Ama bunlar, isteklerin kuru kuruya yetkili makamlara iletilmesiyle değil, bireylerin tercihlerinde stratejik değişiklikler yapmalarıyla sağlanır. Doğayla barışık, teknolojiyle dost, mutlu bir yaşama adım atmamız kolaylaşacak o zaman.

“Gezegenimizin 4,5 milyar yıllık ömrünü bir güne indirger ve gezegenin saat 00.00’da doğduğunu varsayarsak, canlılık sabahın 05’ine doğru ortaya çıkacak ve bütün gün gelişimini sürdürecektir. Bu ölçekte ilk yumuşakçalar, ancak saat 20’ye doğru belirir. Sonra, dinozorlar, saat 23’te görülüp 23.40’ta kaybolarak, alanı memelilerin hızlı gelişmeleri için boşaltırlar. Bizim atalarımız ise saat 24’ten önceki son 5 dakikada sahneye girerler; beyin hacimlerinin iki misline çıkması da en son dakikada gerçekleşir. Sanayi devrimi ise ancak yüzde bir saniye önce başlamıştır!”*

İşte Dünya’nın bir günü içinde insanın yeri! Gezegenimizin güzel öyküsü bir yanda, onunla ve kendi benzerleriyle uyum içinde yaşamayı beceremeyen günümüz insanı diğer yanda. Bunu başaramazsak evrim biz olmadan devam edecek…

Bu konularda donanımlı olmak, bilgiye ulaşmak gayet kolay artık. Düşünelim, düşüncelerimizi uygulayalım ve paylaşalım.

“Düşünmeden öğrenmek faydasız / Öğrenmeden düşünmek tehlikeli” / Konfüçyüs

22/09/2005

Bizim Sakarya Gazetesi

*Reeves-Rosnay-Coppens / Dünyanın En Güzel Öyküsü

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.