Yayla Yollarında (2)

 

Çinçiva

Çinçiva

 

 Çinçiva Köyü’nün dere kenarındaki kahvesinde dinleniyoruz. Tarihi Çinçiva Köprüsü karşımızda… Rize çayı da ününü hak ediyor doğrusu… Fırtına Deresi üzerine kurulması planlanan ve şimdilik durdurulan hidroelektrik santral projesine karşı olup savaşanların öyküsünü dinliyoruz: “Ormanı kurtarmak içinmiş; yani santralı yapıyorlar ki buradaki halk odun yakmasın, elektrik kullansın!” diye dert yanıyor Vatandaş Mustafa. “ Ne yaparsanız yapın kazık! … Burada en büyük kazık şu: On beş sente elektrik satın almaya kalktığınız zaman dünyanın her yerinden elektrik satın alırsınız… Suudi Arabistan’dan, yedi sente de alırsınız. Pekâlâ,  bu müteahhit bunu çalıştıracaksa, otuz sene sonra benim ne olacağım zaten belli değil. Belki bu elektrik kullanılmayacak bile, teknoloji değişecek… Niye veriyorum o zaman ben bu on beş senti?  Niye sent de kuruş değil, ya da lira değil? … Ben Ankara’ya gittim; orada bir konferansa katıldım. Kalburüstü insanlar oturmuşlar, dinliyorlar. Şöyle baktım baktım da bir tek şey dedim: ‘Siz görevinizi yapmadığınıziçin, benim gibi bir çoban gelmiş sizi, kendisini dinlemeye mahkûm ediyor.’ …Bir gerçek var, halkımız bu tip şeylerde çok ilgisiz.”…  Çaylar ikrammış, ayrılırken öğreniyoruz.

Batum’dayız. Doğu Karadeniz yaylalarındaki gezimize bir günlük ara verdik… Usandıran pasaport işlemleri bitince sınır kapısından geçiyoruz. Şehrin kıyıları boyunca uzanan plajlar daha bu noktada başlıyor. Minibüsle şehir turu yapıyoruz. Araç trafiğinin arasında inekler yola çıkıyor ve bu hep böyle sürüyor; çoban kullanmıyorlar! Trafikte kurallara uyulmadığını söylemeye gerek yok herhalde. Minibüs sürücüsü Türkçe biliyor. Köprüden geçerken, “ Bu, Türkiye’deki Çoruh Nehri diyor. “Çoruh’ta baraj yapıldı… Su yok!” … Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, zengini çok zengin, yoksulu çok yoksul olmuş. “89’da ben Türkiye’ye gittim, şaşırdım: Adamın biri çöpleri karıştırıyor! Bu adam ne yapıyor dedim!” Şimdi insanların yüzde ellisi çöp karıştırıyormuş. Mandalina portakal çay, fındık, kivi, … Her şey yetişiyor topraklarında, çok verimli, iklim uygun. Ama fabrikalar bir bir kapanmış; “şimdi her şey Türkiye’den geliyor” diyor.

Şehrin geçmişteki günlerini gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Parasızlık yüzünden bakımsız kalmış binalardan onarılabilenler eski görkemine kavuşmuş. Bir bale okulu var şehirde… Kilisenin girişinde oturan dilenci kadınlardan biri bastonuna dayanmış, ama başı dimdik poz veriyor fotoğraf çekenlere… Kim bilir neler anlatmak istiyor o bakışıyla.

Zamanı iyi değerlendirmemiz gerekiyor, ancak yemek işi uzuyor: Ismarladığımız pidelerin pişmesini tam bir buçuk saat bekliyoruz. Gruptaki Belçikalı arkadaşımız sevimli Türkçesiyle“Türkiye’de bir buçuk saatte pideci yapıyorlar yaa!” diyerek bizi güldürüyor. Dilenciler, insanın koluna sakız gibi yapışıp bırakmayan sokak çocukları, işsiz güçsüz dolaşan insanların umutsuz bakışları geri gelen neşemizi yeniden kaçırıyor.

Fotoğraf makinelerimiz elimizde, Batum’da gündelik yaşamdan kareler alıyoruz. Parklar kıyı boyunca göz alabildiğine uzanıyor. Şehrin bu bölümündeki sokaklar, caddeler geniş; burada daha düzgün giyimli insanlar görüyoruz. Kadınlar çocuklarını almış denize gidiyorlar: ‘Tamam, ekonomik sıkıntılarımız var ama böyle bir nimetin de hakkını vermek gerek!’ … Günbatımında Ayder’e dönerken, Batum’un hareketli sokakları ve insanları geçiyor hayalimizden bir bir…

 

Pokut ve Sal, güneşli bir günde ağırlıyor bizi: Bembeyaz bulutlar, yeşilden mora doğru değişerek uzaklaşan dağ silsileleri… Hep çiçek, hep çiçek!.. Yayla evlerinin güneşte pırıl pırıl parlayan çatıları. Yükseklik kavramımızı değiştiren o eşsiz panorama… Kana kana içtiğimiz soğuk ve berrak sular… Ladinlerin gölgesinde yediğimiz öğle yemeği…

 

Sümela Manastırı gezisi dönüş gününe bırakılmıştı. Bizim yolumuz uzun, karayoluyla döneceğiz; katılamıyoruz. İlk ayrılan biz oluyoruz…  Haberleşelim arkadaşlar, mutlaka görüşelim!

 

Durmadan dinlediğimiz şarkılar kulaklarımızda, eve dönüyoruz:

Ben seni sevduğumi dunyalara bildurdum
Endurdun kaşlaruni babani mi eldurdum
En dereye dereye al dereden taşlari
Geçti bizden sevdaluk al cebumden saçlari

 

08/09/2005

Bizim Sakarya Gazetesi ve

Gren Dergisi- Sayı:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.