Jade Çiftliğinde Bir Gün…

Jade Çiftliği, Söğütlü’nün Maksudiye Köyünde kurulmuş. Çerkezcede yeşim taşı demekmiş jade. Bazı Avrupa dillerinde de anlamı aynı. Maksudiye güzel bir Çerkez köyü.

Berin Hanım, Dünya Gazetesi’nden emekli olmuş. Ancak bir buçuk ay dayanabilmiş emekliliğe ve daha önceden yeşermiş olan ekolojik tarım yapma düşüncesini gerçeğe dönüştürmek için kolları sıvamış.

Babası Kâzım Ertürk, onun bu işi aileye ait bu arazide yapma fikrini desteklemiş. Kâzım Bey çocuk doktoru; Adapazarı’nın şimdiki 50 yaş kuşağının doktoru. Daha sonra İstanbul’da çalışmış. Kendisi geleneksel el sanatları koleksiyonuyla da tanınıyor. Hatta bu yaz AKM’de onun koleksiyonundan parçalara yer veren bir hat sergisi açıldı. Adapazarı’nda açılacak bir müzeye bağışlamış bir kısmını.

Dört senedir çiftlikte yaşıyor Berin Hanım. Eski kâhya evini tamir ettirip orada oturmuş başlangıçta. Sonra, şimdi oturduğu geniş evi kiralamış. Ev özenle döşenmiş; duvarlarda hat ve minyatür örnekleri tablolar var. Kâzım Bey’in biriktirdiği eserler bunlar…. On kişiyi rahat rahat yatırabileceği yer var iki evde.

Evde, bakıyorum televizyon yok. Merak edip soruyorum.

“Çocuklar ortaokul çağındayken Televizyonumuz bozuldu onu kapıcımıza hediye ettik. Sonra bir oylama yaptım evde. Biraz zaman geçti, dedim ki; paramız var ama bir tek şey alabiliriz, televizyon mu, bilgisayar mı? Oy birliğiyle bilgisayar kazandı! Şimdi oğlumun da kızımın da evinde televizyon yok. Televizyon evden çıktı evde sohbet başladı, müzik dinleme başladı; çok faydası oldu” diyor. “Bir de bizim gazeteler televizyon seyrettiğinizi varsayarak haber yazıyorlar. Bütün Türkiye bir şeyle çalkalanıyor benim haberim olmuyor mesela. Mirkelam örneği çok tipik! Kim bu diyorum, hani koşuyor ya diyorlar. Koşucu mu? Hayır, şarkıcı! Şarkısı nasıl diye sorunca mırıldanabilen bile yok, ama bütün Türkiye’nin dilindeydi o sıralar. Bir de hakikaten müzik dinlemez olmuştuk.

Çiftliğe ilk gidişimizde Almanya’dan iki stajyer, bir de Türk var; iki kişi de bekleniyor:

“EKODER diye bir ekolojik yaşam derneğimiz var Bursa’da; merkezi Almanya’da. Bir ekoloji derneğiyle ortak proje çerçevesinde stajyer olarak geldiler, bizden de iki kişi Almanya’da bir süre kaldı. Onun dışında tanıdıklardan gelenler oluyor. Burada devamlı çalışan elemanım yok; gönüllüler ve ihtiyaç olduğunda gelen işçiler var.”

1-tara0003

İkinci gidişte ben de bir gönüllüyüm; ayva ve ceviz toplayacağım. Amerikalı genç bir çift (Doug ve Catherine) vardı benden başka. Onlar on beş gün kadar kalmak üzere gelmişler, ben akşama kadar! Önce Berin Hanımla birlikte yemek pişiriyoruz: Portakallı ve ayvalı kereviz. Pek lezzetli ve hafif bir yemek gerçekten. Sonra da ceviz toplamaya gidiyoruz. Doug ağaca çıkıp cevizleri silkeliyor biz de yerden toplayıp kovalara dolduruyoruz.

Akşama kadar çalışıyor, kovalara doldurduğumuz cevizleri balkondaki masanın üzerine diziyoruz. Akşam yemeği için güzel bir sofra kurup hep birlikte yemeğe oturuyoruz.

1-tara0001

Berin Ertürk


Gönüllüler acemi olduklarına göre, onları bu işlerde çalıştırmak zor olmuyor mu?

Profesyonel işler için işçiler geliyor ama özellikle böyle organik çiftlikte normal işçiye yaptıramadığım bir takım işler var: ya saçma buluyor ya da… mesela ağaçlara mukavvadan tuzaklar hazırlıyoruz. İşçilere bir kere yaptırmaya kalkıştım… Doğru dürüst yapmadılar, anlamadılar. Anlatmaya çalışmama rağmen… Ama gönüllülerle böyle bir işi çok rahat yapabiliyoruz.

Ne tuzağı bu?

Elmayı ısırdığınız zaman çıkar ya bazen; iç kurdu! … Bela tabii. Bu kurt ağacın gövdesinden aşağı doğru iniyor; bir çatlak bulduğu zaman oraya yerleşiyor, kışı orada geçiriyor larva olarak… Oluklu mukavvadan kemerler takıyoruz ağacın gövdesine. Bu oluklar hazır yuva; oralara yuvalanıyor. Sonbaharda onları toplayıp yakıyoruz bir sonraki senenin ürününü kontrol altına alıyoruz böylece. Bu benim hayran olduğum bir yöntem; o kadar kolay, o kadar ucuz ve o kadar etkili! Aslında bilinen bir şey bu; ziraatçılar bilir ama kimse de uygulamaz. Tarım il müdürlüğünün deneme bahçesinde yaparlar, orada kalır.

Gönüllülere yaptırabiliyorsunuz ama bu gibi işleri.

Bir seferinde şöyle bir şey oldu: Ayva ağaçlarına onları takıyorduk; ayva kabuğunu atıyor ya çok müsait yerler var yerleşmeleri için, oluklu mukavvaya tenezzül etmiyorlar. Aramızda tartıştık ne yapabiliriz diye… Şunları yolalım dedi birisi. Biz başladık ağacın kabuklarını yolmaya. Hepsini temizledik. İşte bunu parayla adam tutsanız da yaptıramazsınız. Değişik mesleklerden insanlar olunca herkes kendi deneyiminden bir şeyler aktarabiliyor. O paylaşım daha hoş oluyor, çünkü gelen, ilgi ve merak duyan biri. Gelmek isteyen çok ama herkes çalışıyor ya da okulu var, yani zaman sorunu olduğundan… Kimisi üç-beş gün kalıyor; biraz da tatil diye bakıyor. Daha uzun kalabilenler ilgilenmeye başlıyor.

Yemek işiyle siz mi ilgileniyorsunuz?

Birlikte pişirilir birlikte yenir diye bir prensibimiz var. Herkes bir işin ucundan tutuyor yeteneğine göre. Sorun olmuyor yani…

İlaç kullanmıyorsunuz hiç, değil mi?

Kullandığımız, organik tarımda kullanılmasına izin verilen bir virüs. Doğada bulunan ve doğada sadece bu kurdu hasta eden ve öldüren, onun dışında başka bir zararı olmayan bir virüs. Bunu izole etmişler İsviçreliler. Ama esas büyük kontrolü bu basit kemerlerle sağladık veya kontrol edilebilir bir düzeye düşürdük. Hiç masrafı yok, kirliliği yok!

Bizden de dışarıya çalışmaya gidenler var tabii?

Benim tanıdığım, buraya gelen çocuklardan biri mesela geçen yaz Fransa’da bir çiftlikte çalıştı. Onların geri gelmesi çok iyi oluyor tabii. Değişik deneyimleri bize aktarıyorlar.

Çiftlikte ne zaman daha çok ihtiyaç oluyor yardıma?

Sebze meyve gibi işlerde yağmur, kar yağdığı günler dışında her zaman yapılacak bir şeyler var. Bazı dönemlerde işler daha hafiftir kendi başınıza altından kalkabiliyorsunuz. Bir de daha yoğun olup da desteğe ihtiyaç duyduğunuz dönemler var. Mesela ben, şu ayva hasadını gönüllülerle yapmayı çok isterdim.

Sakarya Üniversitesi öğrencilerinden gelenler olabilir duyurulsa…

Ziraat Fakültesi yok burada.

Çevre Mühendisliği bölümü var ama.

Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği’nde iyi bir toprak analiz laboratuarı kurulduğunu söylediler… Aslında çevre mühendislerinin daha fazla ilgi göstermesi gerekir bu olaylara. GDO’ya Hayır kampanyasına daha fazla ilgi göstermelerini bekliyor insan…

 

Ayva gönderiyor musunuz dışarıya?

İhracat için örnekler yollanıyor. Avrupalı ayvayı bilmiyor… adını bile bilmezler! Bir Fransa meraklı. Onların ayvaları da başka… hiç yenmiyor! Hatta pişirilerek yenen bir meyve diye yazıyor. Fransa’da marmelat olarak tüketiliyor. En çok tüketen İsrail. Ayvalı yemekleri çok ve çiğ de tüketiyorlar. Etli ayvaları bile var. Nüfusa oranla en fazla tüketilen yer.

 

Dışarıda da organik tarımın gerekli olduğuna inanılıyor mu?

Sonuç olarak orada da bunu savunan bir azınlık! Ne kurtarabilirsek kârdır gibi geliyor. Her şeyi kontrol edemezsiniz, ama bir takım alternatiflerin yaşamasını sürdürmesi de çok önemli. Marmara Bölgesi tabii çok tahrip olmuş durumda, ama Türkiye gene de henüz kayıp değil. Diğer bölgelerde bakir ve temiz alanlar var hala.

GDO’ya Hayır! (genetiği değiştirilmiş organizmalar) rozeti var yakanızda.

Asıl en berbatı bu! Neden derseniz; doğanın korkunç bir gücü var kendini temizleme ve yenileme konusunda. İşte akarsular, göller kirleniyor sonra tedbirler alınıyor; biraz kirlilik önlendiği zaman bir süre sonra doğa yeniden dengesini buluyor. Ama GDOlar gerçekten çok büyük tehlike! Kimyasallardan bile çok daha tehlikeli buluyorum, çünkü geriye dönüşü yok. Doğaya saldırı… Bulaşabilir, yayılabilir; ne olacağını bilmiyoruz. Kanser yapıyor diyemeyiz şu anda. Ama geri dönüşü yok! Resmen yaşadığımız dünya laboratuar gibi kullanılıyor. İnsanlar da kobay…

Hepimizin yapacağı bir şeyler var aslında değil mi?

Aslında evdeki çöpleri ayrıştırmak bile çok önemli bir katkı sağlar! Bunu önemsemek lazım. Bir tek benim pilleri çöpe atmamamla ne değişecek diye düşünmemeli insan. Şu gördüğünüz kanalı kaç kere temizlemeye uğraştım. Çöplük olarak orayı kullanıyorlar. Çöpünü oraya atıyor, kışın suyla bahçenin içine sürükleniyor. Çuvallarla kutu teneke çam şişe attım. Benim gibi herkes şehre taşıyamıyor, taşı da diyemem. Belediyeyle konuşsam diyorum; cam kumbarası koyun desem, ama… koysalar kim gidip atacak benden başka? Üşenecekler, öyle bir alışkanlık da yok! Onun için dışardan beklemek de abes… Allah razı olsun çingeneler gelip metalleri dolduruyorlar, alıp götürüyorlar.

Berin Hanım mutfakta çalışırken sebze, meyve kabuklarını bir kabın içine biriktiriyor. Bunları daha sonra bahçede, kompost* oluşturmak için hazırladığı yere dökecek. Bu uygulamayı görmek için birlikte bahçeye çıkıyoruz. Kötü bir görüntü ve koku yok. Otlarla kaplı bir tümsek var; kabukları buraya boşaltıyor, kesilmiş otları da üstüne yayarak gizliyor. Birkaç ay sonra çürüyecek; bahçedeki bitkiler için son derece yararlı, eksiksiz bir besine dönüşecek. Tabii arada karıştırıp havalandırmak gerekiyor.

1-tara0005

Yeri gelmişken, belediyemizin artık çöplerin ayrıştırılması gibi konulara da eğilmesini isteyeceğim. Bu da eğitimle ve önlem almakla olur.

 

*Kompost: Ekim işlemi sonucunda topraktan topladığımız (sebze, meyve kabukları, solmuş çiçekler) ile organik mutfak atıklarının çürümesiyle elde edilir. Basit olarak şemadaki gibi iki bölüm yapılır biri boş bırakılır, diğeri atıklarla doldurulur. Bahçenin kuytu, yarı gölge bir yeri, etrafında rahat hareket edebileceğimiz bir alan bırakılarak bu işe ayrılır.

2 yorum

  1. Cok guzel bir insana ve onun guzel ciftligine dair yazmissiniz, ne iyi etmissiniz. Boylece kaynak gosterebilecegim bir link oldu 🙂 Emeginize ve Berin hanimin emeklerine saglik…

  2. Berin Hanım’ın çabaları gerçekten övgüye değer. Zorluklardan asla yılmıyor… Örnek bir insan… Çok iyi bir arkadaş.
    Güzel sözlerinizden dolayı kendim ve Berin Hanım adına size teşekkür ederim. Hem bu sayede benim de ‘berceste.blogspot.com’dan haberim oldu… İlgiyle takip edeceğim. Sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.