Kutsal Miras

 

 


“Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.”
*

 

Şenay Albaş’la birlikte Hendek’e gidiyoruz. Kuvayımilliyeci bir babanın oğlu Rüştü Çürüksulu’nun konuğuyuz. Bizi karşılıyor. Ciddi duruşu, bakışları, özenli giyimiyle; evet, daha önce tanışmıştım ama,  yine değişik, yine ilginç geliyor bana… Yaşını hiç göstermiyor.

Hendek’te otobüs işletmeciliği yapıyor iki oğluyla birlikte; iki de kızı var Rüştü Bey’in ve dördü kız biri erkek, beş torunu… Oğullarıyla aynı apartmanda oturuyorlar. Aile apartmanı… Dördüncü katı seçmişler, gençlere inat! Zorlanmadan çıkıyor Çürüksulu, merdivenleri.

Büyük bir salona giriyoruz. Burası bir Kuvayımilliye Müzesi gibi… Ama müze ciddiyetiyle rahatlık bir arada. Antika silahlar, madalyalar, bir kaftan, çeşitli objeler… Duvarlarda fotoğraflar asılı. Hepsinin öyküsü ayrı…

‘Çeko’ filminden bir kare; At üstünde Çürüksulu…

Hendek’ten bir Kore gazisine ait madalyalar…

Bu silahlar Kurtuluş Savaşında mı kullanılmış?

Tabii muharebede… Arada yeniler de var. Bunların ikisi eski; 1916, 1918… O gördüğünüz kılıç, padişahın kolağalığını yapmış bir amcamızın kılıcı, akrabamız… Bu Ethem’in… Çerkez Ethem’in kaması…

Gazetecilere kızıyor. Biri, Çerkez Ethem’in kamasını kendisine hediye ettiğini yazmış. “Ben Ethem’e yetişmiş insan değilim ki!” diyor. “Nereden geldiğini sor, cevabını vereyim!” Çerkez Ethem, Balkan Savaşları sırasında Çürüksulu’nun amcası (dedesinin amcası) Çürüksulu Mahmut Paşa kolordusunda süvari subay vekili olarak görev yapmış.

Kuvayımilliye’ye katılmış, harbe girmiş olanların yanında yetişmiş Çürüksulu. “İyi ellerde” yetişmiş…  Kuvayımilliyeci olan babasının anıları capcanlı…Varlığının bir parçası sanki…

Hendek (1995) ve İzmit (1967) cemiyetlerinin kurucusu… Sakarya, Düzce, İzmit’in  fahri başkanlığını yapıyor. Yurt çapında kurtuluş şenliklerine katılıyor. Hele eskiden, Kuvayımilliyeci kıyafetiyle, silahlarını kuşanıp katılırmış törenlere.

 

Burası babamın köşesi… Çakmağı, silahları… Gümüşlü kayışlar da babamın… Çok yakışıklı adamdı, 1.95 boyundaydı… 11 sene Rusya’da esarette kaldı.

Mustafa Kemal buraya geldiği zaman babam karşıladı; ben üçe gidiyordum. 18 Temmuz 1934… Kılıç Ali Paşa var yanında; Rize milletvekili Hasan Cavit var, Cevat Abbas var… Hendek, 1954’te İzmit’ten ayrıldı. Babamın bir hatırasını anlatayım size:

Mustafa Kemal İzmit’e geliyor, otomobili batıyor… Valiyi çağırıyor: “Bu yolu niye yaptırmıyorsunuz?” diyor. “Efendim paramız yok!” deyince O şöyle bir bakıyor:  “Karşıdaki heykel benim mi?” diyor. “O heykeli yapmışsın ya; heykeli yapacağına yolu yapsaydın!”

IMG_1564

Şunlar çok eski, bakın… Hani Ege’de bir Kuvayımilliye filmi çekildi… ‘Kurşun Yarası’ diye, işte bunlar o silahlar… Bunları da ‘Küçük Ağa’da kullandılar… Çok kıymetli silahlar bunlar…

96 yaşında bir Osmanlı tüfeği gösteriyor. Aynı tüfekten İsmet Paşa ve Atatürk’ün de varmış.

Üzerinde Osmanlı tuğrası olan, 1909 tarihli bir tüfek… Pırıl pırıl! Oysa çok kötü durumdaymış ona getirdiklerinde. “El sürmeyin tüfeğe derler, ama ben temiz seviyorum.” diyor.

Sokak muharebelerinde kullanılmış bir Amerikan ‘karabin’… Çok değerli bir silah…

Şenay ve ben bu değerli silahla poz verip birbirimizin fotoğrafını çekiyoruz, ayağımızda terliklerle…

Afet İnan Hendek’e, kültür merkezini açmaya geldiğinde (1968-70) birlikte bir fotoğrafları çekilmiş, ama fotoğrafçı kaybetmiş onu.  Başka bir fotoğraf daha var, neyse ki… “Afet İnan sol eliyle, eski yazıyla yazdı hatıralarını… Atatürk çok severdi onu…” diyor; “Ben de eski yazıyı öğrenemedim!” diye hayıflanıyor.

 

…Ve fotoğraflar:

Bir bayramda…

Hendek’te derneğin kuruluş günü bu… Ben derneğin başkanıyım.

Bu amcamın kızı, 1984’te Rusya’dan gelmişti, sülale orada. Kafkasya’da.

-Türkçe biliyorlar mı?
Bilmiyorlar. Gürcüce konuşuyoruz.
Ağabeyim… 97 yaşında… Benden genç duruyor değil mi?
İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu kutlama törenlerinden bir görüntü…
Trabzon… Orada da ben kurdum derneği… 86’da…
Çanakkale…
Urfa… Düşman işgalinden kurtuluşu…
Bunlar tiyatrocular, gelmişlerdi hep beraber… Ben de varım…
Boğaz Köprüsü’nün açılışı… Beni davet etmişlerdi: 1973… Fahri Korutürk, İsmail Tekinel…
Burada çok kıymetli bir resim var; sizin hoşunuza gidecek: Geyve Ali Fuat Paşa Müzesi’nin açılışı… Bu Ayşe Hanım, bu Hayat Hanım Karabekir’in kızı, Orgeneral Kemal Taran…

Özgürlük savaşımızın, atalarımızın kutsal anılarının, tarihimizin bizim için yeniden canlandığı bu büyülü atmosferde, Şenay’la ben dış dünyadan kopmuşuz… Hep coşkuyla anlatıyor Rüştü Çürüksulu…
Fotoğraf çekiyoruz: Duruşu Kuvayi Milliye ruhunu gururla taşıyan; onun ateşini canlı tutmak ve yaymak için hayatı boyunca çaba gösteren idealist bir insanın duruşu. Eski fotoğraflarda da hep böyle başı dik, bakışları onurlu… Biz de böyle bir insanı tanımış olmaktan dolayı mutluyuz.
Ayrılma zamanı… Ama, oraya tekrar gideceğimizi biliyoruz…

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!  Nazım Hikmet 1959

Ulusumuz var oldukça Kuvayımilliye ruhu da yaşasın, ama artık silahsız, şehitsiz… Örgütün Kurtuluş Savaşı koşullarında ortaya çıkan uzun ve dokunaklı öyküsünü ben şöyle özetledim:
Birinci Dünya Savaşı müttefiklerimizin yenilgisiyle sonuçlanınca biz de yenilmiş oluyoruz. Bunun üzerine, imzaladığımız ateşkes anlaşmasına göre (Mondros) ordularımız dağıtılıyor, silahlarına el konuluyor, donanmasına el konuluyor. Bunlar olmayınca devlet, halkını ve ülkesini koruyamıyor ve bu görevi yerine getirmek üzere Kuvayımilliye birlikleri örgütlenmeye başlıyor. Aralarında bir bütünlük yok. Kumandanı askerlikten gelenler, düzenli ordu birlikleri gibi hareket ediyor. Diğer bazı grupların başında ise efeler, eşkıya reisleri bulunuyor ve bunlarda disiplinsizlik görülebiliyor; yağmalara, keyfî cezalandırmalara yönelebiliyorlar.
Mustafa Kemal Paşa 9 Eylül 1919’da, Sivas Kongresi devam ederken, Ali Fuat Paşa**’yı Kuvayi Milliye umum kumandanlığına getiriyor.
Çerkez Ethem, Salihli cephesinde Rauf Orbay’ın kendisiyle konuşmasından sonra Kuvayımilliye birliği kuruyor. Önce, Salihli Cephesi Kumandanı unvanını kullanıyor, giderek güçleniyor; daha sonra, Umum Seyyare Kumandanı unvanıyla, özellikle Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasında, Düzce, Adapazarı ve Yozgat ayaklanmalarının bastırılmasında önemli hizmetleri oluyor. Ancak düzenli ordunun kurulması aşamasında kuvvetlerinin dağıtılmasını kabullenmeyerek, ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beylerle birlikte Ankara Hükümetine karşı cephe alma noktasına geliyor.
İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin kuruluşunun ardından düzenli orduya geçiş başlıyor. Olağanüstü koşulların ürünü Kuvayımilliye, böylece görevini tamamlamış oluyor.

27 Nisan 2006

Bizim Sakarya Gazetesi

Tamay Açıkel

* Kuvayi Milliye Destanı / Nazım Hikmet
**Bir beldemize de adını vermiş olan ve orada yatan büyük devlet adamı, dahi kumandan Ali Fuat Cebesoy, Nazım Hikmet’in dayısıdır ve onu, ‘Kuvayi Milliye Destanı’nı yazmaya teşvik edenlerden biridir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.