“Medeniyetler ve kültürler potası olmak!”

“Anadolu’nun yeryüzünde başka hiçbir toprak parçasına nasip olmayan tarihsel bir talihi var:

Medeniyetler ve kültürler potası olmak!”*

 

Dükkânına gittiğimde, Oltutaşından tespih tanelerine gümüş çiviler çakıyordu. Aslında O, sertifikalı bir tarihi eser koleksiyoncusu.

Bahri Tunçaylı, DSİ’de inşaat formeni olarak çalıştığı yıllarda, güzel sanatlara duyduğu sevgiden dolayı, hobilerini hiç bırakmaz. 1999’da Eskişehir’e tayin edilir. Orada yaşadığı dönemde yaptığı gezilerde, Anadolu uygarlıklarının ürünü olan eserlere derin bir hayranlık duyar.

Şimdi emekli. Artık evine sığmaz olan koleksiyonunun bir bölümünü de sergilediği dükkânı, hobileriyle uğraşacağı, başkalarıyla da paylaşabileceği güzel bir ortam…İki kızı, bir oğlu var; küçük kızı yardıma geliyormuş ara sıra.

Aynı zamanda bir pul koleksiyoncusu Bahri Bey; bir dönem Sakarya Filateli Derneğinin başkanlığını yapmış. Derneğin yüz elli kadar üyesi varmış o zaman.

Üstün bir işçilik ve sanat ürünü olan tarihi mirasımızı tanıtmaya, sevdirmeye uğraşıyor. Gözleri, elleri ve yüreğiyle, onların bakımını ve aslına sadık kalarak onarımını ve hatta benzerlerini yapıyor. Çok değer verdiği bir taş koleksiyonu var. Kehribara tutkun! İlgi alanlarından hangisini sorsanız önce gözleri parlıyor, sonra derin bir soluk alarak, ‘Neresinden başlasam?’ der gibi bakıyor. Anlıyorsunuz ki her birine gönül ve ömür verilmiş; bir çırpıda anlatılamaz!

 

“Bu, benim silah koleksiyonum. Bunların hepsi savaş görmüş aletler. Köylünün eline ganimet olarak geçmiş. Askeriye zaman zaman halkın elinden bu tür antikaları toplamış, fakat kendi de koruyamamış. Bunlar son kalanlar. Roma-Bizans dönemi eserlerini de topluyorum.

Gittiğim her yerde müzeleri geziyorum. Ama benim incelemem daha farklı oluyor. Ben hatayı arar oldum. O sanatkârın dönemine kendimi odaklıyorum. ‘Ben bu işi kaç günde yapardım?’, ‘Nasıl yapardım?’ Detayına giriyorum; eserleri yapanlara hayranlık duyuyorum… Roma, Bizans, Grek kültürünün paralarına da hayranım. Darp tekniğiyle yaptıkları paralarda bile bir sanat var. Takılarında da öyle… Ben bu topraklarda yaratılmış sanat eserlerinin yurtdışına çıkarılmasına şiddetle karşıyım. Koleksiyoner sayısı ne kadar artarsa bu eserler ülkemizde kalır. Devlet yetişemiyor… Her gün bir şeyler çıkıyor; tesadüfen bulunuyor, define arayıcıları buluyor…

Asıl şimdi daha büyük bir tehlike var önümüzde: Avrupa Topluluğuna girdiğimiz zaman, ekonomik güçleriyle elimizdeki bütün değerli eserleri alacaklar.”

Önlemek için neler yapılabilir?

“Şimdi Kültür Bakanlığının çok güzel bir uygulaması var: Benim gibi bu tür eserleri evinde barındırmak isteyen insanlara koleksiyoner belgesi veriyor. Ekonomik durumu daha iyi olanlar, örneğin Sabancı, Koç gibi insanlar özel müzeler kuruyorlar. Adapazarı’nın en büyük eksikliği de bu; Adapazarı’nda tarih bilinmiyor, tarih sevilmiyor. Belki görülse sevilecek… Bunların, tarihe saygıdan dolayı saklanması lazım.”

Hendek’te de bir silah koleksiyoncusu varmış…

“Evet, yeni tanıştım; Rüştü Çürüksulu diye bir arkadaşımız. Evine davet etti. Merak ediyorum onun koleksiyonunu… O da aykırı bir insan. Düşünebiliyor musunuz, Adapazarı’nda bir tek o çıkmış! Bu insana saygı duyuyorum. Hiç olmazsa korumuş. Eskişehir’de, Afyon’da, Kütahya’da ben böyle insanlar çok gördüm ama burada yok! Adapazarı’nda Müze’ye kayıtlı koleksiyoner sayısı beş!..”

Eskişehir’de kaç?

“Sanıyorum otuz sekiz kişi…”

O da az mı sizce?

“Ne kadar çok olursa, o kadar iyi. Belki yüzlerce olması lazım.”

Müzeye kayıtlı koleksiyonunuzda neler var?

“Tespih koleksiyonum var. Bir de, Roma-Bizans dönemine ait kap-kacak, takılar, cam bilezikler, fibulalar, küpeler, ok uçları… Şu anda ben de yeniyim bu konuda, ama geliştirme düşüncesindeyim. Bizden sonra bunlara sahiplenecek insanların yetişmesini istiyorum. Bu dükkânı da aslında bu amaçla açtım. Meraklı insanlar olur, gelirler sohbet ederiz diye… Birikimimi paylaşmaktan çok zevk alıyorum, inanın.

Tespihe gelince, Osmanlı bunu, bir dinsel objeyi sanat haline getirmiş. Değerli her madenden, taştan tespih yapmış ve sanat eserine dönüştürmüş. Osmanlı padişahları bu ustaların yetişmesini teşvik etmiş. Bakın altın, kök yakut, pembe kuartz, dumanlı kuartz… (Yapı Kredi Bankasının, Aydın Bolak’ın koleksiyonlarından parçalar gösteriyor.) Bunları görünce hayranlık duydum; ben de edineyim, yapabildiğimi kendim yapayım dedim. Böyle başladım.

İstanbul işi dediğimiz tespihlerin imame ve duraklarında bir zarafet, incelik vardır. Mısır’dan, Arabistan’dan da tespihler geliyor mesela… Yahut Pakistan, Afganistan tespihleri… Onlarınki kaba, bizimkiler gibi değil.

Artık ustalarımızın işçiliklerinden anlayabiliyorum. Günümüzde unutulmaya yüz tutan bu sanatı sevdirmeye, canlandırmaya uğraşıyorum. Bir tespihin yapımı bir ay sürebiliyor, ama bir işi bitirdiğinizde duyduğunuz mutluluk… Çok güzel bir şey!.. Bunda amaç, bir ufak tane üzerinde mümkün olduğu kadar çok kakma yapabilmek. Ben yüz yirmiye kadar çıkarabildim; her tanede yüz yirmi altın çivi…”

Tespihe ilginiz nasıl başladı?

“Hobi olarak başladı. Kimsede olmayan tespihi bulup taşıma hevesiyle… Biraz da el becerim var, onu da değerlendireyim dedim. Emekli olmadan önce de amatörce yapıyordum. Altın, gümüş kakma işleri… Bir usta yanında öğrenmedim. Tamamen merakımla, araştırarak, yap-boz taktiğiyle… Bozduklarım gözümü yıldırmadı; daha hırslandım… En güzel tarafı, bitirdiğinizde, insanlar tarafından beğenildiğinde bütün sıkıntılarınızı unutuyorsunuz.

Yaptığım şeylerden örnekleri göstereyim size… Şu gördüğünüz tane üzerinde otuz altı delik vardır. Oltu taşı üzerine altın kakma. Bugüne kadar genellikle erkeklerin kullandığı tespihin düzenlemesini yaptım. Talebe göre takı tasarlaması da yapıyorum.”

Gizlenmiş, parlıyor kehribarda,

Sanki balındaymış gibi sarı.

Bu mutlu, bu ölümsüz ölümü

Kendi seçmiş olmalı bu arı.

Martialis/ Çeviri: Oktay Rıfat

“Kehribar iddialı olduğum, bildiğim bir konu; bu konuda bayağı uğraş verdim. Onu da işliyorum. Değerli taşlardandır. İşte bu kehribarın doğal hali. Bu organik taş, çam ağacının reçinesinin 10 ilâ 50 milyon yıl arası taş haline dönüşmesi, fosilleşmesiyle oluşuyor. Gözümde çok çok kıymetli… Düşünün en az 10 milyon yıl…

Tozlarının içine bir kimyasal madde karıştırarak, sıkma kehribar tabir edilen bir tür elde edilmiş; o daha dayanıklı, fakat bu orijinal, gerçek kehribardaki zevk ve güzellik yok onda. İçinde bitki ve hayvan fosilleri olduğu zaman değeri artıyor. Bakın şimdi buna sinekli kehribar denir…

Vücudun elektriğini alması dolayısıyla, Romalılar döneminden beri, kehribarın insanı sakinleştirdiği, guatra, solunum yolları hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Arap halkı salgın hastalıklardan koruduğunu ve soğuk algınlığını giderdiğine inanıyor. Daha başka inanışlar da var kehribarla ilgili…”

Tarihi objelerin restorasyonunu yapmak da Bahri Bey’in uğraşlarından biri:

“Eskişehir Müzesinde Atatürk’e ait, Osmanlı Paşası iken kullandığı birer adet tabanca ve kılıç vardı. Müzeye kayıtlı olduğum için, görevli arkadaşların ricasıyla bunların temizlenmesi işini üstlendim. Tarihi bir objenin, hem de Atatürk’ün kullandığı bir şeyin ömrünü uzatabilmekten şeref duydum. Buradaki müzede de aynı diyalogu sürdürmeye çalışıyoruz.

Askeri müzeyi gezerken 16. yüzyıldan bir mızrak-balta gördüm. Olacak şey değil, elli yıllık mazisi olan vidayla restore edilmiş. Perçinle yapılması lazımdı. Bir kama tamiri için manda boynuzu bulmam gerekiyordu. Eskişehir’deki, Bursa’daki bütün bıçak imalatçılarını aradım… Boynuzu işlemek zor; şimdi polyesterden, tahtadan yapılıyor. Ama bunun aslı buysa mutlaka bununla onarmak gerekiyor… Sonra, antikacıları gezerken Sapanca’da böyle çok eski bir boynuz buldum. Sevinçten uçtum! Onunla bir-iki kamayı tamir ettim.”

Bahri Bey’in Adapazarı’nda gerçekleştirilmesini istediği projelerinden biri de Çanakkale Savaşlarına dikkat çekilmesi üzerine:

“Bu, benim için çok önemli. Çok büyük güçlerle karşı karşıya kaldığımız ve metrekareye altı bin merminin düştüğü bir savaş! Düşünebiliyor musunuz? Anma günlerinde bunu insanlara görsel olarak vurgulamak gibi bir tasarım var: Bir camekânın içerisine altı bin mermi kovanı koyarak, bir meydanda, insanların gelip geçtiği bir yerde sergilemek!”

Adapazarı’nda, doğal, kültürel ve tarihsel bakımdan eşsiz bir zenginlik sunan topraklarımıza ilgisiz kalabalıklar Bahri Bey’i üzüyor. O elinden geleni yapmaya hazır. Umutsuzluğa kapılmak üzereyken kendisini bulmamıza çok sevindi. Sakarya Dokümantasyon Merkezi’ne çağrımızı hemen kabul etti ve toplantımıza katıldı.

Biz, Adapazarı’nın popüler kültürün burgacında yitip gitmesini istemeyenler, tarihi ve kültürel bilincin egemen olduğu paylaşım ortamları yaratmak istiyoruz. İl Halk Kütüphanesi binasında kısa bir süre önce çalışmalarına başlayan Sakarya Dokümantasyon Merkezi ilk adım oldu.

Bu kutsal göreve katılmak isteyen herkesi, ellerindeki belgeleri, aile yadigarı antikaları, adı duyulmamış sanatkarları, ilginç kişileri merkezimize getirmeye ya da bize haber vermeye çağırıyoruz. Belgeler, eserler CD’ye kaydedilerek kendilerine geri verilecektir. Sanatkar kişilerle röportaj yapılarak eserleri tanıtılacak ve belgelenecektir. Böylece, adları insanlığın kültürel tarihinde yerlerini alacak, sonsuza kadar anılacaktır.

 

*Vedat Nedim Tör

**Sakarya Dokümantasyon Merkezi: İl Halk Kütüphanesi, Cumhuriyet Mahallesi, Dr. Kamil Sokak, No:42. Tel:277 36 69/ Fax: 277 36 70

Abrek Antika/ Antika-Gümüş-Hediyelik Eşya/ Ayakkabıcılar Çarşısı, Aynalıkavak Sokak, No: 17, Adapazarı