CEYLAN, HAZAL, NAZAR, ÇAKIR VE DİĞERLERİ

Altı yıl önceydi, balık tutanların fotoğrafını çekiyorduk Çaltıcak’ta. İzmitli fotoğraf sanatçısı Faruk Ertunç ve eşi Füsun Ertunç da vardı. Nilüferler açmış değildi henüz, ama kıyıda göl yüzeyini epeyce kaplamış, çok hoş bir görüntü veriyorlardı. Hava da pusluydu, tıpkı geçen Pazar günü bıktırdığı gibi. Bembeyaz bir gökyüzü fotoğraf çekenler için elverişli değil.

Çingene çocuklarını çekmiştik. Çoktular, hepsinin de güzel gözleri vardı.

Doğalgaz çevrim istasyonunun akıl almaz büyüklükteki gövdelerini, sinsi bacalarını ve göldeki yansımalarını da çekmiştik.

İşte bu son gidişimizde de yine aynı yerde bir grup çingene vatandaşımız var. Çamaşır yıkıyorlar. Çalılara serilenler de kuruyor bir yandan rengârenk!

Aralarında kendi dillerini konuşuyorlar. Romanların dilini.

Kıyıda mavi bir şemsiye altında balık tutanları, ta karşı kıyıdan görmüştük. Bir özellikleri yok, balık tutuyorlar işte. Belki mavi şemsiyeden bir şeyler çıkar… Kalabalığı umursamaz görünüyorlar; onlarla birlikte bizi de yok sayıyorlar.

Çingeneler… Yok saydığımız insanlar ve onların yaşam biçimi. Biz yerleşikleri her zaman güler yüzle karşılarlar. Rahatsız olan biziz… Korkarız: Aman, bir şeyimizi çalarlar!

Oğlanlar, küçük kız çocukları etrafta… Kimi yalınayak, kiminin başıkabak… Hepsinin burnu akmış, aktığı yerde kurumuş. Kimse aldırmıyor buna; ne ana ne baba.

Biri çok genç iki kadın, harıl harıl sabunluyorlar çamaşırları. Kadınlar akraba. Birinin leğeni mavi, ötekinin kırmızı… Baba, ötede çimenlerin üstüne oturmuş. Kucağında da mini mini bir yavru. Uslu uslu otururken fotoğraf makinemi görünce huysuzlanıyor. Bir tek o yabanilik yapıyor. Haklı.

Ceylan, Hazal, Nazar, Çakır, … çocukların adları.

Yirmi bir yaşında, iki çocuklu annenin adı Sibel.

— Gözlerin ne güzel! Yemeninin rengi, oyaları… Sen mi işledin?

— Evet!

Baba, salyangoz toplayıcısı. Bununla geçindiriyor ailesini. Ama şu aralar “mal saklanmış!”.

1

Oğlan çocuklardan büyüğü benim elimden çekiyor ilk fotoğrafını. Babası kıyamayıp yardım ediyor ama. Küçüğü de sırada. Göle karşı çekince ve ekranda görünce beni, çok seviniyor Serhat.

Ne çok fotoğraf çekiyoruz onlarla, güle oynaya!

Farkına varmıyoruz; kadınlar bir anda toparlıyorlar, çalılara serip kuruttuklarını ve iyice sabunlayıp göl suyuyla duruladıklarını… Veda edip bize, çabuk çabuk uzaklaşıyorlar. Yeşil renkli, eski otomobillerine binip dostça el sallıyorlar.

***

Büyük olasılıkla hiç öğrenim görmeyecek bu çocuklar aklıma geliveriyor 23 Nisan sabahı. Kendimi nasıl avutacağımı düşünüyorum.

Bir şiir buluyorum. Vittorio Mayer Pasquale adlı; Spatzo, yani ‘Minik kuş’ ya da ‘Serçe’ lakaplı bir çingene şairin “Özgürlük” adını taşıyan şiirini… Ve İngilizceden, kendimce Türkçeye yakıştırarak çeviriyorum:

 

Çingeneyiz biz,

Özgürlüktür dinimiz…

Vazgeçtiğimiz uğrunda;

Güçten, zaferden, bilimden, paradan.

 

Her günü yaşarız son günümüzmüş gibi

Ölünce her şeyini kaybeder bizden biri:

Koskoca bir imparatorluk gibi hurda bir karavan!

Çingene olmak daha iyiymiş deriz işte o an, kral olmaktan.

 

Merak mı ediyorsunuz neşemizin sırrını?

Yaşamın sunduğu ve başkalarının şükretmediği şeyler;

Küçük şeyler…

Güneşli bir sabah…

Bir pınarda yıkanmak…

Bizi seven birinin sevgi dolu bakışı.

24/04/2008

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.