“Gez Dünyayı, Gör Kandıra’yı!”

 

“…Yazın Florida‘da kimse kalmıyor; turist sezonu sonbahar, kış ve ilkbahar başı… Sonra tropik sıcaklar başlıyor…” diye yazmış, Amerika’da yaşayan bir yakınım. Başka bir eyaletten Florida’ya, kızlarını ziyarete gitmişler eşiyle birlikte… İzlenimlerini birlikte okuyalım:

Bilirsiniz, yirminci yüzyılın başında, daha henüz ticari kanunlar konulmadan önce, uçsuz bucaksız, alabildiğine açık piyasalarda süratle zengin olan insanlar vardı bu ülkede… Mesela Rockefeller, Kennedy, DuPont, Vanderbilt, Carnegie, Duke, Hearst, … gibi aileler… Bunlardan biri de, adı Flagler, kendi başına Florida’yı kuran adam diye biliniyor. Florida önceleri, bataklıklar içinde bir yermiş. Şimdi tabii, keşke öyle bıraksaydık diyorlar; bitki ve hayvan türleri yavaş yavaş kayboluyor, yerini apartmanlar, oteller alıyor…

Bu Flagler denilen milyarder, Florida’nın şeker endüstrisini, demiryollarını kuran, oteller inşa ederek turizm endüstrisini başlatan insan… Hatta bir ara Florida’ ya Flagler Eyaleti diyelim diye teklifte bulunmuş bir takım dalkavuklar… Bu adamın bir marifeti de bir sürü genç hanımla evlenip sonra boşanmakmış. Ama bunlardan biri akıllı çıkmış ve boşanmamış ve sonunda milyarlar da bu kadına kalmış. Bu hanımı için yaptırdığı muazzam malikâne şimdi müze olmuş… Adı Flagler Müzesi… Bir gün de oraya gittik… Bu insanların, o sınırsız servet sayesinde yaşadıkları hayat öylece donmuş kalmış; sofra takımları, möbleler, elbiseler, yatak odaları… Buraya gelip, kışları sadece iki ay kalırlarmış… İbretle seyrettik.”

Florida’nın böcekleri hakkında ağabeyim ve eşinin anlattıkları da ibret vericiydi. Florida’da, geceleyin bahçede, balkonda oturamazmışsınız. Cibinlik kurup ancak öyle oturulabiliyormuş… Hamamböceğinin irisi varmış; uçuyormuş, yürürken de tıkır tıkır ayak sesleri geliyormuş. Bir gün, çok iri bir örümceği bebeğin odasında görünce çığlığı basmış yengem. Hayvan da soluğu tavanda almış. Büyük uğraşlardan sonra yakalayabilmişler. Sonradan öğrenmişler ki bebeği ısırsa derhal öldürürmüş. Kapıya yapışıp kalan iri kurbağalar mı istersiniz, daha neler neler… Böcek öldürmek küçük bir katliam boyutunda oluyormuş.

Büyük maddi zararlara yol açan felaketleri de ünlüdür Florida’nın, biliriz. 30 yıl içinde küresel ısınma okyanus sularında ısınmaya, bu da kasırgaların şiddetinin artmasına yol açacakmış. İşte 100 yılda, insan için, insan eliyle bir masal diyarına dönüşen doğa cenneti Florida!

Ama doğa, işte böyle “Git!” diyor insana; tokadını böyle vuruyor.

İzmit Körfezi bir zamanlar ülkemizin en zengin balık, ıstakoz ve çeşit çeşit deniz ürünlerini barındırıyormuş. Kirazıyla ünlü Yarımca’sı, fındığıyla ünlü Değirmendere’si… Hemen yanında, su sporları cenneti olma potansiyeline sahip Sapanca Gölü… Hele İstanbul’a bu kadar yakın oluşu…

1930’lu yıllarda, yörede bir tek sanayi tesisi bile yokken, sıtmasıyla da ünlüymüş İzmit. Deniz bir bataklıkla karaya birleşiyormuş. DDT, sıtmaya karşı başarı sağlamış, ama bataklıkların doğadaki önemi bilinmiyormuş o zamanlar. Günde 45.000 ton atık salan kağıt fabrikasının kurulması, bataklıkların kurutulup üzerlerine beton dökülerek bu doğal zenginliğin yok edilmesi sonraki yılların yanlışlar zincirinin halkalarını oluşturmuş. Körfezin görkemli kıyıları denetimsiz, ruhsatsız sanayi tesisleriyle kuşatılmış, betonlaşmış, yüksek bacalar yirmi dört saat havayı kirletmiş. İnsanın hırsı, doğaya karşı acımasızlığı, “Yüzyılın Felaketi” olarak geri dönmüş…

İzmit Körfezi’nde bir turizm cenneti yaratma şansı kaçtı… Özgür Kocaeli Gazetesinin haberine göre Kandıra sahillerine el atılıyormuş; buraların kaderi değişecekmiş… Ağva’dan başlayıp Sakaryaağzı’na kadar olan sahil şeridi, üç kilometre içeriye kadar turizm bölgesi ilan edilmiş.

Kandıra sahillerinde bugüne kadar özenle korunup imara açılmamış koylarda turistik yatırımlara teşvik verilip yazlık evler, devre mülk siteler de özendirilecekmiş. Yaz ayları dışında da kongre ve kültür turizmi, golf alanları, doğaseverler için modern kamp alanları düşünülüyormuş. Arazi değerleri artmaya, yatırımcılar projelerini bu yöreye çevirmeye başlamış şimdiden.

Gez dünyayı, gör Kandıra’yı” diyor Kandıralı! Gönlündeki Kandıra’yı dünyayla yarıştırıyor. Engin hoşgörüsüyle ne güzel de yakıştırıyor…

Kandıralılar fazla değişiklik aramaz, ama kayıtsız da kalmazlar. Kendilerine özgü bir uyum tarzları vardır onların. Son derece açık fikirlidirler. Yadırgadıkları bir şey olursa (herhalde çok azdır) tepkileri kahkahayı patlatmaktır. Kavgayı sevmezler. Eğlenceyi severler…

Yapılan hataları tekrarlamayalım; Florida’daki gibi, İzmit Körfezi’ndeki, Adapazarı’ndaki gibi bir ibret sahnesi olmasın böyle kalender insanların yaşadığı Kandıra yöresi… Yanlış politikalarla turizm yağmasına dönüşmesin; “Keşke Kandıra sahilleri bakir kalsaydı” demeyelim sonra biz de…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.