Aynalıkavak

1-DSC_0009

Adapazarı küçük, şirin, kendine özgü güzellikleri olan bir şehirmiş. Adapazarı’nda doğup büyümediğim için ben yetişmedim o günlerine… Biz yaştakilerin çocukluk, ilk gençlik yıllarında yavaş yavaş kaybolmaya başlamış bu güzellikler… Anlatanlardan, yazanlardan biliyorum yalnızca. Necati Mert’in “Kapıdan İçeri Girmek”adlı yazısını çok beğenirim. İçime dokunur her okuyuşumda. Adapazarı’nı öyle bir sevdirir ki insana… Aynı adlı kitabındaki diğer yazıları da öyledir. Hatta kitabı ilk çıktığında, Gren Dergisi için bir söyleşi yapmıştık kendisiyle…

1-DSC_0005Adapazarı’nın büyümesini durdurmak falan değil, hem Adapazarlı kalmak hem de büyümektir, onun demek istediği. Bunu anlatmaya çalışır. Anlatır da…

“Adapazarı’nın pek pek kırk yıl önceki dünyasında toprak vardır… koyun vardır… iplik vardır… gül, güneş ve güvercin vardır!.. Lamelif… çınar… akşam vakti… ve adımla tüketilebilir uzaklıklar vardır!.. Diyeceğim, bir kâinat hissi ile kolay algılanır ölçüler iç içe vardır!..” deyişi öyledir mesela…

Şundan 15 yıl öncesine kadar bizim bahçe nasıl da güneş alırdı. Eşimin doğduğu ahşap ev vardı, iki katlı… Balkonlarından, pencerelerinden sardunyalar fışkırırdı. Hemen bitişiğine beş katlı apartman dikildi sonra. Bahçenin bir bölümünden güneş gitti önce… sonra da ahşap ev… depremde koca apartmanın sarsıntılarına dayanamayıp gitti. Şimdi düşünerek ekiyoruz ektiğimizi, güneş alma durumuna göre… Aslında bahçenin doğu yönünde de bizim şimdi oturduğumuz dört katlı apartman var!.. Bir şeyle avunuyoruz; kayınvalidemin 25 yıl önce ektiği sarmaşıklar apartmanı tamamen sardı da beton bir kütle görünümünden kurtardı hiç olmazsa.

1-DSC_0003

‘Kapıdan İçeri Girmek’in sonunda şöyle bir soru sorar Necati Hoca. “Dibektaşı’nda, Soğanpazarı’nda, Pirinçpazarı’nda, Patates Hali’nde, Orta Cami’in altında, Aynalıkavak’ta, Bakırcılar İçi’nde, Abacılar Sokağı’nda, Tenekeciler Çarşısı’nda, Mutaflar’da, ve isimlerini mahallelerimize vermiş zanaatlarda; tığcılarda, semercilerde, çıracılarda, pabuççularda ve bıçakçı, yufkacı, silahçı ve yorgancı ve aktar dükkânlarında her şey çok küçükse hâlâ, yavaşsa, alçakgönüllü ise, fakat insanları, aralarına katıldığınızda sizin de hemen görüp ve alır olduğunuz bir sonsuzluk hissi içindelerse hâlâ, boşuna mıdır dersiniz?.. Boşuna mıdır dersiniz?..”

Değildir elbette! Çünkü…

En içime dokunanı da işte bu bölüm:

“Bu melal insanlarının büyük adım atmayışları şehre saygılarındandır. Şehri, onlar evleri, dükkânları gibi görüyor; evleri ve dükkânları için büyük ve gayri insani buldukları her şeyi şehir için de büyük ve gayri insani buluyorlar.”

***

1-DSC_0008

Şehrin ilerlemesi, gelişmesi, modernleşmesi adı altında, hiç de acelesi olmayan pek çok şey de, biz daha “olmaz canım!” diye tartışaduralım, kaşla göz arasında kararlar alınıp, dokunulmazlaşıyor. Eski Adapazarlılar ne yapsın, sineye çekiyorlar. Bu kadar kısa zamanda, bu denli hızlı değişime akıl erdiremiyorlar besbelli. İşte Kuzey Marmara Otoyolu güzergâhının onaylanması! Tarım memleketi Adapazarı’nda tarımı bitirecek karar!

Biz; “yapılmaz canım!” derken atı alan Üsküdar’ı geçse de hep ama hep kıpırdanıyor bir şeyler bu şehirde içten içe… Sanki Adapazarı’nı bir umut sarsmak, uyandırmak ister gibi! Hepsini burada sayamayacağım güzel şeyler bunlar.

Hüsnü Hoca (Gürsel) son nefesine kadar sistemli, düzenli fotoğrafladı şehrini. Hem de binlerce kare! Önder oldu, örnek oldu gençlere. 25 yıl boyunca suskun kalan pulculuk (filateli) yeniden canlanıyor işte… SAGÜSAD Atatürk Pul Sergisi adı altında bu yıl üçüncüsü açıldı işte! Eski Adapazarı kartpostalları da sergileniyor burada. Öğrenciler en çok bu kartpostallara ilgi gösteriyor, biliyor musunuz?

1-DSC_0012

Geçen hafta bir resim sergisi açıldı SAGÜSAD’da. Ressam Ahmet Tarımcı iki yıldır Aynalıkavak Çarşısı’nın resimlerini yapıyormuş meğer…

Burada bir ara verelim. “Aynalıkavak da neresi?” diyenlere açıklamayı yine Necati Mert yapsın. Yine aynı kitaptaki “Havuzlarda saklı dil” adı yazısından:

“…Kapalıçarşı’nın Gümrükönü tarafından girin, hiç sağ sol yapmadan kapalıdan çıkın. Bir çarşı meydanıyla karşılaşacaksınız; işte orası Aynalıkavak’tır. Dediğim havuz, o meydanda, boylu boylu ağaçlar altında, postunda bir derviş gibi oturmaktadır.”

Ahmet Tarımcı aynı zamanda çok güzel fotoğraf çeker. Önce fotoğraflamış çarşıyı, sonra yorumlayarak evinde yağlıboya tablolarını yapmış. Her biri başka bir açıdan, başka bir an! Simitçisi, marulcusu, baharatçıları… Kapalıçarşı… Hepsi bu 26 tabloda yaşayacak.

1-DSC_0010

Tablolar Aynalıkavak’ın ‘şaşaalı yılları’nı yansıtmıyor tabii ama… güzelliği şu ki o meydanın henüz yaşadığını anımsatıyor bizlere!

Hâlâ insani boyutlarda kalabilmiş bir yerin varlığına dikkat çekiyor. Hemen hemen hiç değişmeyen mimari dokusunun yanı sıra, esnaf profili ve sosyal yapısının da fazla değişmediğini, bu bakımdan şehirde geçmişi yansıtan nadir yerlerden biri olduğunu söylüyor Tarımcı.

Bu çarşı ile ne kadar ilgileniyoruz ve ilgileniliyor, diye soruyor sonra da…

Gezin, derim bu sergiyi… Gezerken neler hissettiğinizi de sergi defterine yazın lütfen…

13 Mayıs’ta açıldı. Üç hafta süreyle açık kalacak.

Adres: SAGÜSAD (Sakarya Güzel Sanatlar Derneği), Eski Hendek Caddesi No:19, Adapazarı. Tel: 0264-274 09 40.

1-DSC_0023

 

 

 

 

 

20/05/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.