Taraklı’yı korumak

 

ArzuAcikel_4

Fotoğraf: İ.A.Açıkel

 

 

Taraklı izlenimlerimi yazmıştım. Müjgân Zaman’ın rehberliğinde yarım güne ne çok şey sığdırmıştık… Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman (aynı zamanda Tarihi Kentler Birliği Plan ve Bütçe Komisyonu üyesidir) ile yaptığımız söyleşiyi yetiştirememiştim o gün. Sonra bir kez daha gittik… Taraklı’da bahar! Bol bol fotoğraf çektik.

Gelelim söyleşiye…

(Sakarya Üniversitesi senatosu, Taraklı’da meslek yüksek okulu açılmasını onayladı. O zaman henüz onay çıkmamıştı senatodan.)

ArzuAcikel_2

 

-Önümüzdeki yıl Taraklı Meslek Yüksek Okulu’nun açılacağını varsayalım. Hangi bölümler olacak?

-Restorasyon, güzel sanatlar, geleneksel el sanatları, turizm, seracılık, organik tarım gibi bölümler burası için çok uygun. Termal tesis devreye girdiğinde fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümü de açılabilir. Ben üniversiteyi sadece örgün eğitimini bitirmiş öğrenciye eğitim veren bir yer değil; bulunduğu şehirle bütünleşen, oranın potansiyelini harekete geçiren bir kurum olarak düşünüyorum. Ayrıca nüfus gençleşecek, bu da sosyal açıdan ilçeye büyük katkı sağlayacak. Üniversitenin bu kitlesel yönünü yavaş yavaş ön plana çıkarmaya çalışacağız.

Güzel bir düşüncemiz var… Çocukları başka illerde okumaya gitmiş ailelerle buraya çocuğunu göndermiş aileleri buluşturacağız. Kendi kızı ya da oğlu gurbette okuyan aile, buraya okumaya gelmiş bir öğrenciyi evinde misafir edecek.

-Gezi programlarında Taraklı – Göynük birlikte anılıyor ama Göynük turizmde biraz daha ileri gitmiş, değil mi?

– Genellikle turlar konusunda bir işbirliği oluyor. Ama bizim Göynük ile aramızda en az 10 yıl fark var. Akşemseddin Türbesi dolayısıyla Göynük’ün yıllardan beri geleni gideni çoktur. İkincisi, tavukçuluk sektörünün önde gelen isimlerinden biri orada bulunuyor. Sonra, Göynüklüler ayrılsalar da Göynük’le bağlarını bir şekilde devam ettiriyorlar. Tarihi Kentler Birliği’nin duayeni Metin Sözen hocamızın bir sözü vardır; “Taraklı’yı 1976 yılında Safranbolu’yla beraber keşfettik” demiştir. Safranbolu o zaman yola çıktı, Taraklı yeni çıkıyor. Daha önce; Taraklı büyümesin, gelişmesin, fazla dışarı açılmasın anlayışı vardı. Ancak bu geç kalmanın avantajı da oldu. Tarihi dokusu fazla bozulmadı. Konaklar, çarşı, han… Şimdi bunların restorasyonunu yapmak, turizme ve ekonomik bir işleve kavuşturmak istiyoruz.

-Tarımsal üretim ne durumda Taraklı’da?

-Bizim avantajımız, toprakta daha önceden kaynaklanan bir kirlenmenin olmaması. Yıllardır tarım yapılamadığı için topraklarımız yüzde 70-80 oranında bakir. Yani organik tarıma elverişli… Dikenler, çalılar temizlendikten sonra ekime hazır. Kimyevi gübreye alıştırılmış toprağa artık kimyevi gübre atmadan verim alamıyorsunuz. Yani dopinge alışmış bir sporcu gibi.

Toprak konusunda bir sıkıntımız var yalnız. Mülkiyet sorunu… Adam ölmüş, üç çocuğunun da ikisi ölmüş. 15 mirasçı… biri İzmir’de, biri Konya’da, biri Antalya’da… Muhatap bulmakta zorlanıyorsunuz. Diyelim ki evi kiraya vereceksiniz. 300 liraya müşteri buluyorsunuz. Ama kira 15 kişiye bölünecek! Dursun varsın diyorlar o zaman. Evler için de durum aynı. Mesela çarşıda bir dükkân var… Mirasçıları dükkânın içinde sigara paketindeki gibi dizsen, sığmaz. 6 -7 metre kare ve 48 mirasçı var! Satmaya kalksan 10-15 bin eder. Mirasçı başına 250 lira para düşüyor yani.

Tamay_Tarakli_3

 

-Dışını restore edip kapısına kilidi taksanız olmaz mı?

Dışını restore ediyoruz. Ben bunu Tarihi Kentler Birliği’nde dile getirdim. Ev tapusu diyelim ki 20 kişinin üstüne… Devlet diyecek ki kardeşim beş yıl içinde aranızda anlaşın, ben tek muhatap istiyorum; anlaşamazsanız satışa çıkaracağım. Yani böyle kültürel konularda devlet doğrudan doğruya işin içine girecek.

Artık 20 dönümden aşağısı bölünmüyor. Avrupa Birliği dayatmalarından biri de o. Zaten bu bizim kendiliğinden yapmamız gereken bir şeydi.

-Konuşmamızın başında bir de termal tesisten söz etmiştiniz…

– Yatırımcıyla görüşmeler gayet olumlu. Başka ilgileneler de var. Birkaç ay içinde konunun netleşeceğini, bir yıl içinde temel atılacağını, bir iki yıl sonra da insanların buraya geleceğini düşünüyorum.

-Taraklılı hanımlara, restore edilen konağın alt katında birkaç dükkân ayırmışsınız. Yöresel ürünleri satsınlar; hem Taraklı’nın tanıtımına hem de aile bütçelerine katkıda bulunsunlar diye. Makarna, tarhana, salça; çeşitli reçeller; dağlardan topladıkları kekik, kuşburnu, ada çayı, kantaron gibi şifalı bitkiler… Bunları kurutup poşetliyorlar. Gayet lezzetli gözlemeler yapıyorlar. Gördüğüm kadarıyla çok hevesliler… Taraklı el dokumaları da ünlü. Uzun yıllar ihmal edilmiş olsa da birkaç yıldan beri ciddi bir canlanma var. Umarız işleyen tezgâh sayısı gün geçtikçe artar, hatta evlere de girer.

İlçenize gelen turist sayısı arttıkça yöresel ürünler satılan dükkânlar da artacak mı?

– İlerde çarşıyı yeniden düzenleyeceğiz. Tamamen kadınlara dönük düzenlemeyi düşünüyoruz. Parkeleri kaldırıp yağmur sularının ortadan akmasını sağlayacağız. Bir de arnavut kaldırımı yapacağız. Görüntü güzelliği için dükkânların dışına Beypazarı’ndaki gibi asma sardıracağız.

-Yöresel yemeklerinizi Beypazarı örneğindeki gibi mi pazarlamayı düşünüyorsunuz?

-Beypazarı’nda yöresel yemekleri birkaç çeşitle sınırlandırmışlar. Biz, farklı yerlerde farklı yemekler yenecek şekilde ayarlamayı düşünüyoruz.Lokantalardan birinin kapısındaki tabelada çorba, keşkek, etli nohut ya da güveç vb. yazıyorsa öbüründe, mesela kabaklı börek, pekmezli börek vb. yazacak.

Bizim Taraklı’nın yemek kültüründe – hanımların belki hoşuna gitmeyecek ama – hamur işleri ağırlıktadır. Kabaklı pidemiz vardır… Kara kabaktan yapılıyor. Onu rendelerler, içine nane, karabiber gibi çeşitli baharat koyarlar… parmaklarınızı yersiniz. Bu arada bir anımızı anlatayım:

DSC_0090-1

Bir gün Ankara’dan, Adapazarı’ndan misafirlerimiz gelecekti. Bir derneğin üyeleri… Ne ikram edelim? Dediler ki pide ayran… ama kıymalıyı her yerde yiyorlar, onun yerine kabaklı olsun. Bizim hanım kabaklı pideyi de iyi yapar. İçini evde hanıma hazırlattık, pideciye götürdük. Yapıldı, geldi, yiyorum… Ne tadı var ne tuzu… ne de baharat! Yavan yavan kabak! Eve gittim, dedim; hanım, nasıl hazırladın içi? Hiçbir şey katmadın mı? Kattım ama karıştırmamıştım… Eyvah! Demek ki pideci de karıştırmamış. Karıştırdıktan sonra beklerse suyunu salar diye, onu pideciye bırakmış!

Hadi ben yavan yerini yedim de o acı biberli, tuzlu yerini yiyenler ne yaptı acaba!

***

Taraklı’ya gidince görecekleriniz sadece güzel konaklar, evler, harika bir doğa, nefis yemekler değil. Her köşe başında böyle neşeli bir hikâyecik, bir hoşlukla karşılaşmaya hazır olun! Onlar kendi halinde, neşeli, huzurlu insanlar… Geçmişte üretilen güzelliklerin yansımaları… Yani kimliğimiz.

Adapazarlılar olarak Taraklı’ya uzaktan bakmakla yetinmeyelim öyleyse. Ona sahip çıkalım; yapılanları izleyelim, katkıda bulunalım, eleştirelim. Çünkü Taraklı, zengin kültürel geçmişimizin henüz fazla değişmemiş, saf hali. Geleceği tasarlarken, yeniden biçimlendirirken başvurabileceğimiz, bize en yakın, en doğal kaynak. Elbette gelişsin, modernleşsin ama tarihi dokusunu ve kimliğini titizlikle koruyarak.

01/04/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.