Miras


Biz ve bizim gibi modernliği düşüncede arayanlar, modern şehir özlemimizi de yitirdik sonunda…

Büyük projeleri duyduğumuzda sevinemiyoruz… Ürküyoruz. “Nereden çıktı şimdi bu!” diyoruz. Zaten bizim haberimiz olana kadar alışveriş bitmiş, tanıtım kampanyaları başlamış oluyor.

“Vatandaş, sen ne dersin?” diyen yok… Altın değerinde, güzelim tarım topraklarına güle güle… Gelsin akıllı mı akıllı konutlar, sıra sıra havuzlu villalar! Kim girecekse o havuzlara… Herhalde babalarla oğulları!

Ilımlı İslam ülkesi… Modern Türkiye… Tam bir kavram kargaşası!

Hani kriz vardı? Kesinlikle konut sıkıntısı çekilmeyen Adapazarı’na beş bin konutluk proje! Firmanın, inşaat sektöründe adı bile yok kriz öncesi… Bu nasıl iş anlamıyoruz. Bu bize göre haksız bir büyüme. Milletin sorunları dağ gibi… İşsizlik, parasızlık, kültür yozlaşması, kimlik kargaşası…

Ağırımıza gidiyor… Bu hız sağlıksız. Bu iştahın sonu iyi değil. Modernlik bu değil. İçimize sinmiyor.

Adapazarı’nın tarım arazileri milli servettir; kimsenin babasının malı değil. Satıp savamaz. Ama şimdi bütün değerlerde paraya dönüştürülebilirlik kriteri aranır oldu. İnsanlar birbiriyle yarıştırılıyor. Öyle bir düzen ki vatandaşa vatanına sahip çıkmayı unutturuyor.

Duyarlı insanlar var, onlar kaybolan değerleri araştırıyor; tohumu, meyveyi, ağacı, çiçeği, böceği; nakışı, oyayı… her şeyi kayıtlara geçiriyor. Bunların üretimi, yapımı canlandırılıyor. Niye? Kaybolmasın diye… Atalarımızın mirası olan üretim biçimleri unutulmasın, her yörenin iklim koşullarına uygun ürünler yetişsin; gelecek kuşaklara da geçsin diye.

Öte yanda… 360 dönüm toprak, bir gecede el değiştiriyor. Nasıl? Bilinmiyor…

Binlerce yılda oluştu o toprak, nasıl kıyılır? Onu beton yığınına dönüştürecek karar böyle kolayca nasıl alınır? Üstelik daha on yıl önce ‘yüzyılın depremi’ni yaşamış bir şehirde!

Tohum saçılamayacak, ekin biçilemeyecek artık oralara… Ama fiyakalı konutlar, alışveriş merkezleri bitecek o eşsiz, bitek topraklarda. Okul, hastane, üniversite de yapıp günah çıkartacaklar…

Otoyol bağlantıları hazır edilecek ve… belki de bir havaalanı gerekecek… Olsun, ovada yer çok, hepsine var yerimiz!

Ama bizler modernliği, çağdaşlığı düşüncede, bilimsel düşüncede arıyoruz.

Bir kez şansımızı denemek istiyoruz ve… gelin vazgeçin, diyoruz!

Bu bir öneri… Örnek olun, büyük bir zenginliğimizi kaybolmaktan kurtarmaya adayın burayı diyoruz. Tarımsal biyo-çeşitlilik için uygulama alanı olsun. Yerli tohum çeşitleri araştırılsın, yöreye özgü üretim biçimleri canlandırılsın. “Meyve Mirası” diye bir proje var. Muğla pilot bölge seçilmiş. Ekip çalışması yapılıyor. Çeşitlilik sadece genetik miras olarak değil, kültürel miras olarak da kaydedilsin diye uğraşıyorlar. Sadece Datça’da 50’den fazla badem çeşidi saptamışlar. İşte birkaçı: Çakalkuyusu, gülbekir, karıncalı, nakışlı, sivriburun… Şunlar da üzüm çeşitleri: Atsarısı, beylerce, danaboku, devegözü, eşekmemesi, helvacıkara, keçimemesi, patlak, sıksarı, siyahcumbur, tilkikuyruğu… Ne güzel… Halkın diliyle, emeğiyle, sevinciyle yaşamış, bundan sonra da yaşayacak bu çeşitlerimiz. Bunları dert eden insanlar kişiler, gruplar Türkiye’nin başka bölgelerinde de var. Adapazarı’nda kim bilir nasıl bir çeşitlilikle karşılaşılır diye düşünmeden edemiyoruz. Bunları meraklılarından öğrenip tohumla, aşıyla üreterek, çoğaltarak yeniden kültürümüze kazandırabiliriz.

Öneri bizden, destek bizden; “doğru” kararı vermek sizden…

25/08/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.