Akova Gözden Çıkarıldı mı?

Uçsuz bucaksız araziyi çevrilmiş görmek ve bir şey yapamamak ne acı…

“Adapazarı’nda da 357 bin metrekare alanlı dev bir arsa aldık. Buraya Adapazarı’nın en büyük konut projesini inşa edeceğiz. Deyim yerindeyse neredeyse bir şehir kuracağız.” Diyorlar…

Çok memnun, çok gururlular. Gittikleri yerlerin büyükşehir belediyelerinden rahatlıkla imar izni koparıyorlar; ne orman dinliyorlar ne ova… İstanbul’u bitirdiler, şimdi de Akova’ya el attılar. Bir zamanlar otomobil fabrikası kurarken de “bir çuval patates mi yoksa bir otomobil mi?” diyenlerin anlayışıyla…

Prof. Dr. İlyas Yılmazer*’in hayran olduğu şanlı ovamıza fiyakalı konutlar kuracaklar…

İlyas Yılmazer konuşmalarında hep Kobe depremi örneğini verir. Ona göre, Japonya’nın depremlerde kayıp vermemesine sebep binaların kayaya inşa edilmesidir. Bir tek Kobe istisnadır. Ovada kurulduğu için yıkmıştır deprem Kobe’yi.

Depremin ancak ovalarda yıktığı, kayada zarar vermediği bilgisini beyinlere nakşetmeye çalışır. İster ki halk bilgilensin, ulusal servetine sahip çıksın; usanmadan hakkını arasın.

Halkın, depremin yıkıcı etkisi karşısında korumasız bırakılmasına da; verimli tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarda kullanılmasına da karşıdır.

Ovadan otoyol geçirilmesine karşıdır. Çünkü otoyol, yüzyıllardır akıllıca dağ eteklerine kurulmuş yerleşimi de ovaya çeker; yakınından geçtiği gölleri, barajlardaki suyu da zehirler. Ayrıca buralara sanayi tesisleri kurulmasını özendirir.

Yerkabuğunun çökmeler ve fışkırmalarla yer değiştirmesinin toprağı zenginleştirdiğini, verimini artırdığını; aslında buna sevinmemiz gerektiğini anlatır. Adapazarı ve Menderes ovalarını dünyada ilk sıraya koyan üzerinde yer aldıkları fay hattıdır, der. “Fabrikalar kıraç araziye, yerleşim alanları da ovanın dışına çekilebilir. Ancak, ulusal bir servet olan ve üstün kamu yararı özelliği taşıyan ovalar asla yaratılamaz (…). Bu durumda, bu eşsiz ovalara otoyol dolayısıyla sanayi ve yerleşim yerlerini sokmak doğaya ve bilime karşı gelmekten başka bir şey değildir.”

Adapazarı’nda depremden sonra Camili, Karaman, Korucuk gibi sağlam zeminli bölgelere yeni yerleşimler kuruldu. Buralarda pek çok konut henüz boş… Neden gözünüz hâlâ ovada?

Sakarya Ziraat Odası Başkanı, Yüksek Ziraat Mühendisi Hamdi Şenoğlu da bir söyleşide** bu konudaki görüşlerini şöyle dile getiriyor: “Toprağı verimli olan araziler üzerine sanayi tesisi kurmak gelişmek değildir, medeniyetsizliktir… Bundan sonra Adapazarı Ovası’nda sanayi tesisi kurma çabası içinde olanlar karşılarında Sakarya Ziraat Odası’nı bulacaklardır. Bunu söylerken yanlış anlaşılmasın, sanayiye karşı değilim. Ben sadece, sanayi kuruluşlarının tarım arazileri üzerine kurulmasına karşıyım. Sanayi tesisi kurulması için kıraç arazilerimiz de mevcut. Ama artık Sakarya’da tarımsal sanayinin gelişmesi lazım. Geçmiş yıllardaki politikacıların yaptığı yanlışları günümüz politikacıları yapmamalı. Tarım ile ilgili herhangi bir adım atacaklarında bizlere mutlaka danışılmalıdır. Yoksa Adapazarı Ovası’nın içler acısı durumu ortada.”

Şenoğlu, Akova’da 60 bin hektar civarında toprak imarlaşma uğruna kaybedilecek diyor ve şöyle sürdürüyor: “Sakarya, sanayinin gelişmesi yüzünden göç alan bir şehir konumunda. Nüfus her geçen gün hızla artıyor. Altyapı hazır olmadığı için de sıkıntılar yaşanıyor. Akova, son 10 yıldır imara açılmakta. Kaçak yapılaşmaya göz yumdular, şimdi legalleştirmeye çalışıyorlar. Kontrollü yapılaşmayı yetkililer bir türlü gerçekleştiremedi. Burada nasıl bir kavga var, anlamış değiliz. Tarımla ilgili çok büyük hovardalıklar yapılıyor. Sanırım, devlet burayı tarım açısından gözden çıkardı. Nüfusunun büyük bir kısmının tarımla uğraştığı Sakarya’nın gözden çıkarılmasının ne denli bir hata olduğunu bir kenara bırakalım, bu insanlar ne ile geçinecek?

O zaman toprak bitsin, keçi besleyip bununla geçinmeye çalışalım. İleride torunlarımız bizi iyi bir şekilde yâd etmeyecek.”

Deniz kıyıları, ormanlar, dağlar, yaylalar gibi insanı doğayla buluşturan, ona çeşitli nimetler sunan yerler bizim, hepimizin… On binlerce yılda, o da ancak en uygun koşullarda oluşan değerli tarım toprağı bizim, hepimizin!

Ama çoğumuz bunun farkında bile değiliz. Yalnız benim ve benim gibilerin olsun; başkaları gelmesin, kalabalık etmesin diyen bir milletiz biz. Doğal ve kültürel ortamın, paylaştıkça daha çok bizim olacağını; birbirimizden kıskandıkça da yozlaşıp bizden uzaklaşacağını kavrayamıyoruz.

Bu büyük ulusal serveti kamu yararı dışında kullandırmamak devletin yasalarla da belirlenmiş en kutsal görevi ve sorumluluğudur. Acı olansa ülkemizde devletin yağmayı desteklemesi… Vatandaşa rağmen, bir grup vatandaşı da kendine uydurup yönetmelik değişikliği gibi yollarla çıkardığı imar izinlerini yasalara uygunmuş gibi göstermesi…

11/03/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

* Prof. Yılmazer, Van YYÜ Müh. Mim. Fakültesi Uygulamalı Jeoloji Anabilim Dalı Başkanıdır.

** www.muratpalabiyik.blogcu.com /Söyleşi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.