Bir Kent ve Bir Belediye Başkanı

 

Lerner: “Kentler sorun olarak görülüyor, oysa tam tersine: Kentler çözümdür.”

2006 yılının haziran ayında yazmışım bu yazıyı. Yazmak için bayağı araştırmış ve çok sevmiştim Curitiba’yı.

Son aylarda Adapazarı’nda yeni ve karmaşık bir senaryo daha yaratıldı: Gar, Mithatpaşa’ya taşınacak! Proje hazır; meclisten geçti. Kısa bir itiraz süresi var… 17 Ocak’ta dolacak.

Ben de çoğu Adapazarlı gibi tarihi Adapazarı Garı’nın sonsuza dek şehir yaşamının içinde kalmasını isteyenlerdenim…

Aslında şimdi Jaime Lerner gibi düşünme zamanı. İşte Curitiba ve bu mutlu şehri yaratan ve başardıklarıyla tüm dünyaya hayranlık uyandıran ünlü belediye başkanının şehre ve insana bakışı:

 

Bir Kent ve Bir Belediye Başkanı

 

Curitiba, Brezilya’da bir kent… Curitiba halkı dünyanın en mükemmel kentinde yaşadıklarını düşünüyorlar ve bu kenti bilenlerin çoğunluğu da buna katılıyor.

Parkları, her köşeye yayılmış yeşil alanları, 90 mile varan bisiklet yolları, trafiği düzenleme, çöp ayrıştırma sistemleri… Gözlemlemek, bilgi almak için dünyanın her yerinden ilgililer Curitiba’ya geliyorlar. Bütün bunların mimarı, Curitiba’nın çeşitli dönemlerde toplam on iki yıl, %92 oranında halk desteğiyle belediye başkanlığını yapmış Jaime Lerner.

Curitiba’nın tarih, konum ya da nüfus bakımından hiçbir özel durumu yok aslında. Şehir, bütün diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi, muazzam bir nüfus artışına sahne olmuş, 1950’lerden bu yana…

Curitiba’nın sırrı şurada: 1960’larda, baştakilerden bazıları şehrin problemlerini çözmek üzere, bir grup genç mimarı da yanlarına alarak kolları sıvıyorlar. Bu genç mimarlardan biri de Lerner. Onlar, otoyollar, büyük iş-alışveriş merkezleri, gökdelenler gibi gösterişe yönelik, borç-harç gerçekleştirilecek projelerle gözleri kamaşmayan gerçek gönüllüler. Çevre sorunlarına ve insan ihtiyaçlarına önem veriyorlar. Şehirdeki hızlı nüfus artışına paralel olarak gelişen çarpık yapılaşmaya belediye başkanının dikkatini çekiyorlar. Belediye başkanı Curitiba’nın master planı için açılacak yarışmaya sponsor oluyor, kendisi de bizzat çalışıyor.

1971 yılında Jaime Lerner, Brezilya’nın o günkü askeri yönetimi tarafından Curitiba belediye başkanlığına getiriliyor.

Brezilya’nın ekonomik koşullarını göz önünde bulundurarak, ucuz, hızlı ve katılımcı çözümlere yöneliyor Lerner. Kent halkına 1,5 milyon ağaç fidesi dağıtılıyor. Yeşil alan içeren yapılar için vergi indirimi uygulanıyor.

Lerner, şehrin su baskını sorununu da, alçak semtlerde biriken suyu, parklarda oluşturulan göletlere aktararak çözüyor. Parkların temiz tutulması için sokak çocuklarını ve öğrencileri çalıştırıyor.

Curitibalılar çöplerini, organik ve inorganik olarak ayrıştırıyorlar. Çöp kamyonlarının ulaşamadığı gecekondu bölgelerinde yaşayan yoksul halk, çöp torbalarını yakındaki semtlere kendileri getirerek karşılığında otobüs bileti veya süt, yumurta, portakal, patates gibi gıda maddeleri alıyorlar.

Çöpler bir merkezde toplanarak cam şişe, teneke kutu, plastik olarak yeniden ayrıştırılıyor. Buralarda çalışanlar da sakatlar, göçmenler, evsizler, alkolikler…

Bu sayede hem düşük gelirli kesimin oturduğu mahalleler temizleniyor hem de çöplerin ayrıştırılmasıyla ilgili giderler azalıyor.

Lerner, yapımı ve işletimi pahalı yeraltı metro sistemi yerine başka bir çözüm üretiyor Curitiba’nın trafik sorunu için. Yeraltı metrosu kadar hızlı ve etkili olmasının yanı sıra, ondan sekiz kat ucuza tesis ediliyor bu sistem. 300 kişilik körüklü otobüsler üretiliyor ve şehir trafiğinde bunlara özel şeritler ayrılıyor.

Jaime Lerner, geçen yıl (2005) Uluslararası Mimarlar Birliği Başkanı olarak, İstanbul XXII. Dünya Mimarlık Kongresi’ne katılmış ve kendisiyle bir söyleşi yapılmıştı. Lerner, “Kentler sorun olarak görülüyor, oysa tam tersine: Kentler çözümdür.” diyor.

Kentlere adanmış 35 yıllık deneyimine dayanarak, sadece İstanbul’da değil, dünyadaki tüm şehirlerde iki yıldan az bir süre içinde çok önemli pozitif değişiklikler yapılabileceğini söylüyor. Şöyle sürdürüyor sözlerini: “Ancak bunu yapmak için azim, dayanışma ve strateji gerekir. Her şeyden önemlisi, eşit sorumluluk gerekir. Herkesin ama herkesin kendi şehrini anlaması ve kendi şehri için neler planlandığını, nelerin amaçlandığını anlaması gerekir ki herkes yardım edebilsin. Her zaman bana sorulan bir soru vardır: “Nasıl yapmak gerek?”. Dünyada pek çok farklı ülke, farklı yönetim sistemleri, hükümetler ve farklı şehirler var. Ancak bu soruya hep basit bir-iki kelime ile cevap vermeyi tercih ediyorum: Bir şeyi yapmak demek, bir senaryo, bir fikir oluşturmak demektir. Büyük çoğunluğun anlayabileceği ve dolayısıyla isteyebileceği kadar basit bir senaryo. Herkes anladığı sürece o senaryoyu gerçekleştirmek isteyecek ve yardım edecektir.”

Uluslararası Mimarlar Birliği’nin projelerinden söz ederken de: “Örneğin bir fikir: ‘Çocukların kendi şehirlerini kendilerinin tasarlamasını sağlamak.’ Bunun anlamı nedir? Bilmediğiniz şeye saygı duyamazsınız. Eğer şehrinizi bilirseniz ona saygı duyarsınız. Bu işe çocuklardan başlamak gerek diye düşünüyoruz. Aynı zamanda belediye başkanları ve sanatçılar ile yuvarlak masa toplantıları yapmamız gerekecektir. Sanatçılara çok önem veriyoruz, çünkü onlar toplumun hangi yöne gittiğini herkesten önce anlayabiliyorlar.”diyor…

***

Bizde yok mu iyi örnekler? Olmaz mı? İşte Eskişehir! Yaşanası bir şehir… İnsan özeniyor. Tramvay sürdürülebilir ulaşımın anahtarı. Adapazarı’nda da uygulanabilir. Şehrin tarihi, beton yığınlarının arasında eridi gitti. Son kalanlar da trafik sorunu bahane edilerek elimizden kayıyor… Haftaya bunları yazmalı… Nasıl anlatmalı, ne yapmalı?

07/01/2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.