Atatürk, Cumhuriyet Bayramı ve Kaş


 

“…Ondan geliyor, her günümüz başka baharsa,/ Ondandır, ufuklarda ne ürperme, ne gam var…/ Kalbim nefesim dursa, düşüncem sona varsa,/ Dünyayı unutsam da unutmam bir Atam var.” Atam/ (1938)/ Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Duymuştuk ki Kaş’ta Cumhuriyet Bayramı kutlaması başka olurmuş… Yer yerinden oynadı; doğruymuş. Öğrendik ki eskiden köylüler de yöresel giysileriyle Kaş’a inerlermiş Cumhuriyet Bayramlarında…

                          

Bir gece önce bir lokantada yemek yiyoruz. Kalabalık ve neşeli bir topluluk eşleriyle birlikte geliyor ve önceden ayırtılmış masalarına yerleşiyorlar. Gruptan, bize yakın masada oturan bir beyle selamlaşıyoruz. 36 yıl önce Ankara Ziraat Fakültesini bitirmişler. 20 yıl sonra buluşmalarında birbirlerini tanıyamamışlar! Ondan sonra beş yılda bir, iki yılda bir ve sonunda her yıl… Yaş ilerledikçe aralarından ayrılanların sayısı artmaya başlayınca sıklaştırmışlar. “Hem tatil yapıyoruz hem de gençlik günlerinin anılarını yaşatmış oluyoruz…” diyor. Adapazarlılar da var grupta. Bazılarıyla tanıdık çıkıyoruz, bazılarıyla orada tanışıyoruz. Kaş kaymakamı Süleyman Yılmaz da Adapazarlı; ona selam getirdik memleketinden… Karşılaşıp tanışırsak ileteceğiz. Bu bilgiyi garsona söylüyoruz. Kaş küçük yer, kaymakam da oralarda imiş meğer. Sevilen bir bürokrat olduğu belli, herkesle konuşuyor… Bizi de buluyor, ayaküstü sohbet ediyoruz. Düşünceleri gibi yüzü de aydınlık bir insan. “Var mı Türkiye’de başka yerde böyle bir kutlama?” diyor. “Yok!”

Kutlamalar bu akşamdan başlıyor. Davullar zurnalar büyük kutlamanın provasını yapıyor.

29 Ekim sabahı erkenden şöyle bir çıkıyorum. Tören hazırlıkları var Cumhuriyet Meydanı’nda… Şiirler okunacak, konuşmalar yapılacak, Atatürk anıtına çelenkler konacak; marşlar, geçit töreni…

Törenler bitince, bu sefer akşamki bayramın hazırlıkları başlıyor. Masalar, sandalyeler yavaş yavaş meydanı kaplıyor. Yerler önceden ayırtılmış. Uzun masaların örtüleri kırmızı-beyaz ve üzerlerinde yan yana dizilmiş küçük Türk bayrakları… Atatürk anıtının önüne sahne kuruluyor. Turistlerin meraklı bakışları…    

 

 

Yer ayıralım size demişlerdi ama biz geziciyiz bu akşam… Güneş batmadan önce o ne tatlı bir ışık! Bademci, kestaneci, mısırcı… Sıcak lokma… Limanda demirlemiş tekneler… Sualtı meraklıları gelmiş değişik illerden akın akın; bayramı suyun altında da kutlayacaklar. Gelenek olmuş, her yıl 29 Ekim’de toplanıyorlarmış. Teknelerde balıkadam giysileri, tüpler…

Yamaçlara kurulmuş yüksek apartmanlar, hızlı yapılaşma Kaş’ın genel görünümünü çok bozmuş. Oysa sevimli ahşap çıkmaları ve küçük pencereleriyle geleneksel mimarisi ne hoş. Baharda gitmeli oraya baharda. Tepelere pek bakmadan; evlere sarılı asmalar, begonviller yapraklarını, çiçeklerini yeni yeni patlatırken daha, dar sokaklarında dolaşmalı. Lacivert denizinde kulaç atmalı, derinlerde. En güzel deniz buranın denizi diyorum her gittiğimde.

                                                                                                         

Yediden yetmişe yüzlerce, belki binlerce kişiyiz… Havai fişekler, fener alayı, alkışlar, marşlar… Orkestra, şarkılar, türküler, danslar… Öbür yanda davul, zurna…

Onuncu Yıl Marşı söyleniyor hep bir ağızdan… Aslında en yaşlılar bu gece hepimizden gençler, çünkü Atatürk gençliği onlar. Cumhuriyetimizin 86. yılında coşkulu bir kutlama özlemiyle gelmişler.

Henüz sağ Atatürk. 10. yılını doldurmuş genç cumhuriyet ve geleceğe umutla bakan bir gençlik. Ata’nın sesi tüm yurdun sesi oluyor ve “bir nabız gibi hep birlikte atıyor”:

“… Aşacak bir ok gibi çağların üzerinden,/  Bu sesin yankısıyla dolacak en uzaklar./ Bu sesi dinleyecek sarsılarak derinden/  Bin yıl sonra bu toprak üstünde doğacaklar.” Atatürk’ü Dinlerken/ (1934)/ Yaşar Nabi NAYIR 

12/11/2009

Bizim Sakarya Gazetesi

Fotoğraflar: İsmail Arzu Açıkel, Tamay Açıkel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.