ŞEN SAZ

 

“Sanat öğretilmez! Sanat öğrenilir!”

1-SENSAZ_1
Sabri usta…
Saz ustası Sabri Uzun. Hem üretiyor hem de çalıyor. Yaşı 56. 15 yaşında baba olmuş. Üç oğlu bir kızı ve 6 torunu varmış. Oğullarının birini, üç yıl önce kaybetmiş… Torunlarından biri askere gidecek. Adresi:
ŞEN SAZ Müzik Aletleri İmalat ve Tic. San.
Adnan Menderes Caddesi
Berber Sokak, No:6
Adapazarı
Sözleşmiştik bir gün önceden. Dediğimiz saatte, eşimle birlikte kapının önündeyiz. “Zile basın!” diye bir not var. Zile basıyoruz. “Tamam, geliyorum,” diye sesleniyor aşağıya… Birkaç dakika sonra iniyor, buyur ediyor dükkâna.

— Memleket neresi Sabri usta?
Trabzon, Beşikdüzü. Bizimkiler 42’den sonra gelmişler Adapazarı’na. Ben burada doğmuşum. Batum Türklerin elindeyken çalışmaya gitmişler oraya. Babam tütün işleri, eksperlik, dülgerlik yapmış. Buraya geldikten sonra bu işi yaptı.
— Baba mesleği yani…
Tabii. Ben ilkokulu bitirdikten sonra bir fırına girdim. Sonra fırın işi ağır geldi, babamın yanında saz yapımına başladım.11 yaşında falandım. Ortaokula gitmedim. Yedi sene Arapça okudum.
Bizim dükkânın kuruluşu, 1956. O zamanlar buralar köyle birdi. Neredeyse 60 senesinden beri çalışıyorum.
Saz imalatçısı yok başka Adapazarı’nda. Oğlum Karaağaçdibi’nde: Yıldırım Organizasyon. Düğünlerde, derneklerde çalıyorlar. O da saz yapmasını biliyor, ama işleri ayırdık. “Ben müzikle ilgileneyim, sen saz yap baba,” dedi. “Müziği bırak, demiyorum. Bağlama çal yine, ders ver,” dedi. İşleri iyi. Maddi bakımdan benden ileride şimdi.
Ben düğünlerde çalmayı bırakalı bayağı oldu. 86’da bıraktım. Org çıkınca bu sanatın bir değeri kalmadı artık. Alıyor orgu koltuğunun altına… İki de kolon… Bağlıyor disketi, kendi oturuyor sigara içiyor! Sanat bu mu? Bizim gittiğimiz zaman bateri vardı, canlı müzik yapıyorduk. Bongo vardı, darbuka vardı.

1-Sabri_Uzun_1

— Hiç gazeteci geldi mi size daha önce?
Geldi. Bir ara yuvarlak değil de düz sazlar yaptım ben. Ondan sebep geldiler. Bayağı sattım o sazlardan. 50–60 tane yaptım, satıldı. Şu arkası düz olanlar. Mandolinden esinlenmiştim. “Kesik bağlama” koyduk adını. Sesten anlayan onu alır. Anlamayan, “bu nasıl saz?” diyor. Bir bocalıyor yani.
Kemençe, bağlama, ut… Ağaçtan olan tüm enstrümanları yaparım. Tamiratını da yaparım hepsinin.
Keman da yaparım. Kalıp işi onlar. En önemli şey kalıptır. Kalıbı oturdu mu ondan sonra gider iş.
Çalacak olan insanın yapısına uygun mu olmalı sazın boyutları? Tabii. Kendisi büyükse büyük saz istiyor. Mesela, kocaman parmakları var böyle… Diyor ki “benim sazımın sapını kalın yap.” 48’lik bağlama var mesela… 38’lik, 40’lık, 42’lik, 50’lik var… Sıra sıra gidiyor tekne boyları…
Süsleme isteğe bağlı. Şu gördüğünüz bağlamadaki işçilik yaklaşık 9–10 günde çıkıyor. “Fiyatı 500 lira,” dediğimiz zaman, adam kapıyı çekip kaçıyor. Normal bağlamalar, 150 liradan başlıyor… Öğrenci sazları, 150, 200… Boy boy gidiyor.
İstenirse sedef kakma da yapıyorum tabii, ama ben süslemenin üzerine düşmem.
Bizim geleneklerimize göre, saz yapmaya en elverişli ağaç meyve ağacıdır. Hepsinden olur; dut ağacından, kiraz ağacından, erik ağacından… En iyi duttan olur.
Cila olarak vernik kullanırım. Eskisi gibi gomalak çalışan yok şimdi. Ben elle yaparım verniği. İnce yaparım, çünkü cilanın kalınlığı sesi etkiler.
Bizim ruhumuza işledi artık o sesler. Mesela, üniversiteden hoca gelip oturuyor buraya. Saz çalacak; “Hocam, şunu ayarlar mısın?” diyor, bana uzatıyor sazı.
Bu çift taraflı bağlamayı ben yaptım. Adını henüz koymadım. Bizim rahmetli Özay Gönlüm’ün bir sazı vardı. Üçlüydü o, ama üst üsteydi. Benimki iki taraflı bir saz, onun gibi değil, çok değişik bu. Bir tarafı kısa sap bağlama, öteki uzun sap bağlama. Çeviriyorsun öbür tarafını çalıyorsun. Bu çeşidi hiç kimsede yok ama…
Bu da benim yaptığım bir ut. Yenisini yap dediğin zaman 1200 dolar’dan başlıyor. Çok gün alıyor. Utçuya sipariş verdiğin zaman iki sene bekleyeceksin, yoksa atarsın çöpe! Tavan arasında kiremitlerin arasına koyacak, orada iyice kuruyacak…
En basit saz, saat tutmaca, 36 saatten aşağı çıkmıyor. Günde sekiz saat çalışırım; sen hesapla, kaç gün!
Başka yere giderseniz aklınızda olsun; şu kalınlıkta (6 mm) ‘yaprak bağlama’yı* yapan Türkiye’de, hatta dünyada yoktur. Kâğıt gibi yapıyorlar. Çat diye kırılır o.
Ağaç bulamadıkları için tabii. Bilhassa İstanbul’da… Ceviz ağacının metreküpü dünya para! Söylemesi ayıptır, beş metreküp ağaca 18 bin dolar verdim. Şu kerestelere… Hesapla, kaç liraya geliyor metreküpü.
“İnce yap, ucuza çıksın!” Yapmam! Ben sanatımı lekelemem. Turşu suyu satarım gene para kazanırım ben, yahu! Burada şimdi, para kazanmak önemli değil. Hizmet etmek önemli. Doğru dürüst bir hizmet vermek… Yanlış mı konuşuyorum?

— Yetiştirdiğiniz kimse var mı?
Yozgatlı bir çocuk var. Ankara’da bu işi yapıyor şimdi.

1-DSC_0543 (16)
— Merak eden, geleyim öğreneyim diyen yok mu?
Var, olmaz olur mu? Fakat şimdi eskisi gibi değil. Eskiden babalar bırakırdı çocuğu, “Eti senin kemiği benim,”derlerdi. “Kaç lira vereceksin?” demezlerdi. Şimdi maddiyata döndü iş.
En başta temizliği öğretmek lazım. Dükkânı silip süpürmesini… Sanat öğretilmez! Sanat öğrenilir! Asla bir insana sanatı öğretemezsiniz! Görerek öğrenecek. Sanat hırsızı vardır, çalar: Şimdi ben burada çalışırken adam gelir… Öyle durup bakar. Ne yapıyorsun, ne ediyorsun? “Ben çalışayım senin yanında usta be! Yardım edeyim sana…” Hemen anlarım niyetini, yol veririm.
50 senedir çalışıyorum ben, hâlâ bir şey bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Yapan değildir usta, yaptırandır. Bunun modelini çizip bana verendir usta! “25’e 38’lik bağlama istiyorum, 26 olacak teknenin genişliği…” diyecek. Oyuncak değil ki. Hani kavak ağacından portakal sandıkları var ya, adam bir saatte dört tane tekne yaptı onlarla, gördüm. Saz değil ki o! Alıyorsun Unkapanı’ndan, buraya gelene kadar bozuluyor. Zaten bozuk. Çalmıyor ki. Vatandaş bakıyor, büyüklük aynı, üstünün boyası atılmış, saz mı, saz… Geliyor, “Sabri Amca be, Unkapanı’nda gördüm, kılıfıyla beraber 35 liraya saz satılıyor”. “Evladım bende de var onlardan. Bana 12–13 liradan veriyor, o 35 liralık sazları”. Çin malı sazlar bunlardan iyi…
Daha çok satabilmek için kaliteyi düşürmeye razı olur muyum? Kati surette yapmam! Çalıştığım toptancıya dedim ki “Arkadaşım, masraf çıktıktan sonra 17 liraya geliyor benim günlük yevmiyem. İnsaf et yani! Anlayışlı ol da biraz, birbirimizi idare edelim”. Öyle deyince, bu sefer sazları bıraktı. Neden? Tek ele düşmeye çalışıyor adam: Bana muhtaç olsun, benim yanıma gelsin… Tüccar, üreticiyi daima ezer. Pazarlama işlerimizi üstlenen bir kooperatif yok Adapazarı’nda. İstanbul’da da yok. Yaptılar öyle bir şey, tutmadı. Tutturamadılar yani.
Depremden dolayı bazı şartlar değişti. Ekonomi bozuldu. İnsan gıdaya para yetiştiremiyor. Elektrik parası, su parası, telefon parası… Aldığımızı bunlara harcıyoruz. Sanatkârlığı öldürdüler yahu! Sanat diye bir şey kalmadı.
Depremde burada yoktuk. Benim İzmit’te iki tane dükkânım vardı… Güzel makineler vardı. Yapmıştım her şeyi. Atölye vardı. Fakat işte buradan kazandığımızı oraya harcadık, oradan kazandığımızı buraya, sermayeyi düşürdük. Depremde orası yıkılmadı. Burada benim 680 milyarlık (680 bin TL) malım gitti. Ne yapayım?.. Bir eski arabam vardı. Kırmızı Renault… Çıktım baktım; ev gitmiş, ama araba duruyor! Dedim, “Eskiden arabam da yoktu, Allaha şükür be!” Karşıya hemen bir baraka yaptım. Bu evin yıkılan kiremitlerini dizdim barakanın üzerine. Çekyatı da koydum… Takımlar gitmiş; bir tane de mengene aldım hurdacıdan. Başladım saz yapmaya…

1-SSA_1
— Depremden kaç gün sonraydı?
Dört beş gün sonra.
— Peki, kalıp yok bir şey yok…
Kısa ufak bir sacı eğdim böyle kalıp yerine… Tüpgazın üzerine koyuyorum sacı ve onun üzerinde çıtaları tek tek bükmeye çalışıyorum. Yok ki bir şey! Her şey gitmiş, nasıl yapayım başka?
Millet geliyor: “Abi ne yapıyorsun?” “Saz yapıyorum”. “Yahu sen deli misin, deprem oluyor!”
Deprem her zaman oluyor. Zaten deli olmayan yapmaz ki bu işi, gerçek bu!
Düzce depreminde Japonlar geldi buraya. Yerel televizyondan… Baktılar ben çalışıyorum. Ön taraf yıkılmış, herkes beni görüyor zaten. Bir çocuk geldi, “Amca merhaba!” dedi. “Merhaba!” dedim. “Bunlar Japon” dedi. “Ee?” “Seninle röportaj yapmak istiyorlar. 10–15 gün kalacaklarmış. Devlet veriyormuş paralarını. Sen ne kadar istiyorsun?” Biraz düşündüm; saat ücretiyle olur dedim. Saat ücreti 50 dolar verirler dedim.
Dokuz gün mü, on gün mü oturdular başımda. Sazın bitimine kadar beklediler, çekim yaptılar. Saz nasıl yapılır?.. Ne ağacından olur?..
Hesapladık: 3500 dolar! Sonradan çocuk uyandırdı beni: “Ne yaptın sen abi ya! Bunlardan isteyecektin otuz-kırk bin dolar,” dedi. “Sen de zamanında söyleseydin ya!” dedim. Ah kafam! (Gülüyor.)
Hesabı kestik… Onlar gittikten sonra ben hemen temeli kazmaya başladım, burayı yaptım.
Beni bu camiada tanımayan yok! Burada olsun, yurtdışında olsun… 1976 senesinde, TRT Ankara Radyosu’nun sazlarını yaptım ben. İhaleye girdim, ben aldım yani. 36 tane saz yaptım. Hâlâ benim bağlamalarım çalınıyor orada, ama benim ismim geçmiyor, sazları yaptı diye!
Depremden önce bizim işlerimiz iyiydi, fena değildi. Özel olarak gelirlerdi dükkâna. Fakat alt geçit yaptılar, bozdular şurayı! Yerimizi bulamıyorlar. İstanbul’dan bir müşterim Adapazarı’na gelmiş, benim dükkânı kaçırmış alt geçitten geçerken. Ta Düzce’ye kadar gitmiş! Nasıl bulsun?
Yani elli senelik yerimizde kendimizi kaybettirdik.
Bir lokanta vardı. Alt geçitten önce işleri gayet iyiydi. Kiracı oldukları dükkânı almayı bile düşünüyorlardı. “Yer arıyoruz, çıkacağız gideceğiz,” diyorlar şimdi. Mahrumiyet bölgesi… Hem kaç kişi öldü burada, yazık günah değil mi? Ticaret de bitti. İşte görüyorsun bak, ne gelen var ne giden! Mecburen toptancıya çalışacağız.
— Peki, usta; şehir içinde bir yer gösterseler size, “Kurun buraya atölyenizi, çalışın,” deseler?
O zaman olur, ama benim sermayem yok ki… Ama evvelallah ağaçtan yapamayacağım hiçbir şey yok! Sağlığım iyi. Bir tek, taş var böbreğimde. Ağrı yapıyor ara sıra. Bol bol su içince geçiyor o da. Yoruldum mu, çıkar yukarı dinlenirim.

***
Davetsiz misafirleri var ustanın: Yaramaz sokak kedileri ve bir köpek! Köpeği durmadan kovuyor:
— Çık dışarı, hişt!
Dönüp geliyor az sonra… İçerisi serin, sokağa göre. Aldırmıyor artık kovulmaya. Kıvrılıp yatıyor yere.

1-Sabri_Uzun
Tekir kedi omzunda, kucağında… Bizle konuşmasını istemiyor gibi. Kıskanıyor, rahat vermiyor ustaya.
— Hişş! Ne oldu, sen de gazeteye mi çıkmak istiyorsun? Kalksana! Kalk, kalk hadi adam gibi… Hah, şöylee!.. Gel, çek abla…

Fotoğraflar: Tamay Açıkel – Arzu Açıkel

*Bir kütüğün oyulması ile yapılan bağlamalara ‘oyma bağlama’, birçok parçanın birleştirilerek gövde oluşturulması yolu ile yapılan bağlamalara da ‘yaprak bağlama’ adı verilir.(www.baglamakursu.net)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.