Bir İstanbul-Adapazarı Yolculuğu


Geçtiğimiz Cumartesi İstanbul dönüşü, otoyolun aceleci kalabalığından sıyrılıp birden Hereke’ye sapıyorum. Yol arkadaşım Berin Ertürk şaşırıyor. Onun da aklından geçmiş de söylememiş…

Yol çalışmalarını görüyorduk gelip geçerken. Duble yol ve alt geçit yapılıyormuş. Bitince herhalde düzelecek, ama şimdilik Hereke’nin girişi sorunlu. Neredeyse cayacaktık ki yol yapımında görevli bir genci alıyoruz arabaya, rehberlik ediyor bize.

Geçen yıl fotoğraf gezisi düzenlemiştik bu tarafa. Programda Yukarı Hereke ve İzmit Seka Park da vardı. Çok soğuk bir kış günüydü ve hava kapalıydı. Bugünse pırıl pırıl…

Hereke’ye, üçüncü gelişim olduğunu söylemeye utanıyorum. Yalnız, çimento fabrikasının bu anlamsız gecikmede büyük payı var. Yakışmıyor, yakışmayacak! Burayı kirletmemek için sadece halısı yeterdi. Daha denizi vardı girilecek, balığı vardı yenecek; kirazı vardı, Kirazlıyalı’sı vardı, Tavşancıl’ı vardı…

Şansımıza pazarıymış Hereke’nin. Kıyıda çay içip yola devam etme fikri beklesin, hemen giriyoruz bir başından. Sanki hiç pazar görmemişiz! Değişik otlar buluyoruz. Bazılarını hiç görmediğimiz, Türkiye’nin her yöresinden gelmiş otlar… Muş’tan, Kahramanmaraş’tan… Çiriş, kenger gibi adları var. Çok yararlıymış. Nasıl pişirileceğini hemen oracıkta, bir ana-kızdan öğreniyoruz. Rezenenin yapraklarına ‘arapsaçı’ deniyormuş. Dereotuna benziyor. Ondan da alıyoruz birer demet.

Çay içecek yer seçerken limandaki balıkçının fotoğrafını çekmek için duruyorum. Berin de balıkçıyla sohbete başlıyor. Sonra kendimizi midye dolma tezgâhının önünde buluyoruz. Pazardan aldığımız bazlamayla pek güzel gidiyor. Dolmayı pişiren, belli ki bu işi biliyor!

Hereke’nin ünlü halı fabrikasının yeri pek güzel. Deniz kenarında… Kaiser Wilhelm Köşkü ise tam kıyıda. İkisinin arasında dere ve yol var. Köşkü, geçen gelişimizde karşıdan görmüş, fotoğraflarını çekmiştik. Zarif görüntüsüyle Hereke’nin simgelerinden biri sayılıyor.

Köşk, Alman İmparatoru 2. Wilhelm’in II. Abdülhamit’i ziyaretinde, halılarının ününü duyduğu Hereke’de kalması da söz konusu olunca yapılmış. Sultan Abdülhamit’in sarayında 3 haftada inşa edilerek deniz yoluyla parçalar halinde getirilmiş ve bir günde yerine monte edilmiş.

Konuklara Hereke yapımı hediyeler verilmiş. Alman İmparatoru da köşke değerli bir böcek koleksiyonu hediye etmiş. Yapı tamamen ahşap. Metal çivi bile kullanılmamış. İçini göremiyoruz, çünkü restorasyon dolayısıyla kapalı. Halı Fabrikası da müzeye dönüştürülmüş. Ne yazık ki onu da gezemiyoruz. Haftasonları kapalıymış! Bu yanlışın düzeltilmesi Hereke’nin tanıtımı için gerekli. Kapıdaki görevliye söylüyoruz bu düşüncemizi, ama yorum yapmıyor.

Limanda birkaç fotoğraf daha… Ve şimdi de bir çay bahçesindeyiz. Herekeli hanımlar oturmuş sohbet ediyorlar. Küçük çocuklar oyun oynuyor parkta… Deniz kıyısının tadı başka.

Hereke’nin çıkışı erguvan bahçesi gibi. Yukarıdan bakarken kıyıda piknik yapanları görüyoruz. Ne güzeldir orası kim bilir… bir yanda erguvanlar, bir yanda deniz…

Yolun bundan sonrasında E-5’ten gidiyoruz iyi ki. Körfez, Derince, İzmit… geze geze. Her yer lale… Lale bahçesi.

Tam Adapazarı’na yaklaşmışken bu sefer de Eşme’ye sapıyoruz. Pek güzeldi sahili önceden. Boydan boya yürüyüş yoluydu, parktı. Her yer kazılmış, ne yol kalmış ne park. Daha güzelini yapacaklar herhalde, deyip avunuyoruz. Piknik yapan bir aileyle sohbet ediyoruz. Çay ikram ediyorlar. Güneşi batırmadan ayrılıyoruz. Eşme’de yapılaşmaya izin yok kıyıda. Böyle de kalmalı.

Yolculuk uzun sürüyor, ama değiyor doğrusu…

30/04/2009

Bizim Sakarya GAzetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.