Oyun Bitince

Sabah sabah insanı dehşete düşüren haberler… Televizyonda değil, gazetelerde bir çırpıda görüverdiklerim bunlar…

Denizli’de 20 yaşında bir kadın, kocasını bıçaklayarak öldürmüş! Öldürme nedeni şu: Kadın, Anneler Günü’nde kayınvalidesine ve kendi annesine birer eşarp almış; kocası da demiş ki “kendi annene kalitelisini, benim anneme kötüsünü aldın!”… Anne hapishaneye, baba mezara… Ya 3 aylık masum bebek?

Başka bir olay da Adana’dan… Otomobiliyle yolda giden bir vatandaşımız, bir halk otobüsü sürücüsünü durdurup “tehlikeli araç kullanıyorsun” diyerek uyaracak oluyor… Tabii kıyamet kopuyor… Bıçak, sopa zaten hemen hazırda… Otobüste bulunan bir yolcu, zavallıcık,  nasıl karıştıysa olaya, aldığı bıçak darbeleriyle oracıkta yaşamını yitiriyor.

Bir anlık öfke diyelim… Ya şuna ne buyrulur? Yine Adana’dan: Sokak ortasında iki aile arasında çıkan kavga vatandaşlar tarafından yatıştırılıyor ama birkaç gün sonra yeniden alevleniyor. Bu sefer taraflardan biri pompalı tüfeğini ateşliyor, yoldan geçen bir bisikletliye rastlıyor saçmalar ve genç adam ölüyor…

“Canavar kaldırıma çıktı!” başlığı da Adapazarı’ndan… Kadıncağız 2 çocuk annesi… 5 aylık bebeğini doktora götürmüş, eve dönüyor. O sırada bir otomobil son sürat kaldırıma çıkıyor; bebek arabasına ve anneye çarpıyor. Bebek ölüyor, anne yaralı…

Kaynarca’da ise bir baba otomobiliyle manevra yaparken kendi çocuğunu eziyor. 1,5 yaşındaki çocuk ölüyor…

Daha neler… Ben televizyonda izlemiyorum bunları. İnsanlar sanki böyle görüntülere doyurulması gereken yaratıklarmış gibi, aynı üzücü sahneleri tekrar tekrar göstermelerine dayanamıyorum. Adeta yapay bir açlık yaratıldı medya aracılığıyla… Televizyonun en çok izlendiği saatlerde ve her gün belli dozlarda dehşet, kavga, çekişme, haksızlık görüntüleri izlettirildi. Sık sık doz artırılarak toplumun tahammül sınırı test edildi. “Az sonra… az sonra…” diye diye doğal tepkileri, heyecanları bile laçka edildi insanların.

Motorlu araçları, ateşli silahları oyuncak gibi görelim isteniyor… Ölümü de oyun. Sanki dizi ya da sinema izler gibi. Yıllardır çizgi filmlerde bile çocuk beyinlere işlenen bu! Oyun bitince ölenler canlanacak nasıl olsa!

Genç nüfusa sahip, üstelik hem eğitim hem de gelir düzeyi düşük bir ülkede yaşıyoruz. Öfkelenmeye yatkın yapıdayız. Anne babalar çocuklarını bağımsız bireyler olarak hayata hazırlamıyorlar ne yazık ki. Zihinsel ve duygusal bakımdan çocuk kalmış yetişkinlerle de bu kadar oluyor işte: Öfke yoksa gaflet var, dikkatsizlik var, ihmal var… Ya mala ya cana zarar gelecek, ya da ikisine birden…

İşin kötüsü, geniş kitleleri yönlendirme gücünü elinde bulunduranlar arasında da bunu bir oyun gibi görenler var. Her geçen gün başka bir yönünü keşfedip uyguluyor, sonuç aldıkça da zafer sarhoşluğuna kapılıyorlar. Toplumun yozlaşması, insani değerlerin zayıflaması hiç umurlarında değil. Çünkü bu büyük sorumluluğu yüklenecek, gereğini yerine getirecek zihinsel ve duygusal yetişkinlik düzeyine gelememişler. Onun için de tehlikeyi kavramaları, geri adım atmaları falan söz konusu değil. Ancak, bilinçli gerçek yetişkinlerin, iyi eğitim görmüş akıllı gençlerin yapabilecekleri çok şey var. Bu da yalnızca gözlem ve saptamalarla yetinerek değil; gündelik oyalanmalardan zaman ayırmakla, elini taşın altına koymakla olur.

Bir Cevap Yazın