Bir Yemek Molası


İstanbul’a gidiyoruz… Acelemiz var, yemek yemeye vakit bulamamışız, bir şeyler atıştırmamız lazım… Tuzla yakınlarında otoyol kıyısındaki bir tesiste duruyoruz. Aksilik bu ya tam da önümüzden iki otobüs gelmiş. Otobüsler bir anda boşalıyor.

Yolcular, adamakıllı kapalı, örtülü kadınlarla sakallı, değişik giyimli adamlar… Alışamadığım bir görüntü… Ben önce yemek kuyruğu olur diye kaygılanıyorum ama gerek kalmıyor. Kadınlar iner inmez tuvaletlerin, mescidin bulunduğu bölümde kayboluyorlar.

Biz yemeklerimizi tepsiye koyup dışarıda bir masaya oturuyoruz. Ama içeriyi de görüyoruz.

Bir huzursuzluk var ortamda… Otobüs yolcusu erkekler, önce yüksek sesle tartışma, sonra kavga derken işi yumruklaşmaya kadar götürüyorlar. Birileri yetişip ayırıyor, dışarıya çıkarıyor onları. Şimdi otobüsün yanında öfkeli adamlar toplaşmış. Nedir dertleri?

Meğer mescidi küçük bulmuşlar; yüz kişiymişler, nasıl namaz kılacaklarmış! Biz tesis sahibine bağırıyorlar sanıyoruz, meğer neden bizi böyle bir yere getirdin diye şoföre kafa tutarlarmış! Böyle bir şey için tartışmaya zorlanıp sinirleri gerilmiş şoförden trafikte hayır bekle ondan sonra!

Lokanta bölümünün bir çalışanı, birbirlerinin sırasına saygı gösterseler hepsi kılar, diyor. Nitekim kadınlar işlerini halletmişler. Kadınlar kalabalık. Namazını kılan diğerlerini beklemiş belli; içerisi bir anda boşalıyor. Başları önlerinde, aceleyle otobüse biniyorlar. Tuvaletini, mescidini kullandıkları tesiste yemek yemiyor, alışveriş etmiyorlar. Biz ayrılırken adamlar park yerinde tartışmaktalar hala.

İbadeti gösteriye (şova) dönüştürmek alçakgönüllü, saygılı Anadolu geleneğinde var mıydı? Ben bilmiyorum; duymadım, görmedim! Müslüman olana tüm yeryüzü mabet değil miydi? Ayrıca yolculuk sırasında hep yerleşim yerlerinin önünden geçtiniz. Dolayısıyla bir camide de kılabilirdiniz ya da kaza edebilirdiniz…

Orası bir ticarethane… Yüz kişiye böyle karşılıksız hizmet vermesini beklemeniz densizlik değil de ne? Yemek yemez, bir şey satın almaz, bir şişe su bile içmezseniz, müşterilerine sunduğu ek hizmetlerden yararlanmayı nasıl aklınızdan geçirebilirsiniz? Benim aklım almıyor bunu.

***

Gergin insanlar dolaşıyor etrafta. Kızgınlar, parlamaya hazırlar… Birileri ötekilere karşı üstünlük peşinde hep…

Oysa bu çağda insanlara sağlıklı düşünmenin yöntemini öğretmek gerek. Bilim ve teknoloji bu kadar ilerlemişken sadece itaat et, sadece geleneklerle, inançlarla idare et demek insanlara iyilik etmek değil. Kırsal kesimde kendiliğinden oluyordu, çünkü kırsal yaşam doğanın döngüsüyle tamamen uyumlu. Köylüyü çokuluslu birkaç şirketin tohumuna bağımlı kılarak bozuyorlar o dengeyi de… Ama kentlerde, hele büyük kentlerde öyle mi?.. Büyük sorumluluklar alacak, düşünce yapısı, anlayışı, vicdanı gelişmiş nesiller yetiştirmek zorundasınız. Baskı, dayatma nereye kadar? Yanlış yorumlanmış din baskısı, mahalle baskısı; baba, erkek kardeş baskısı… Bir yerlerden patlıyor işte, çeşitli biçimlerde.

Ayakları yere basacak, zamane insanının… cinsiyet, din, renk, ırk ayırımı olmadan. Dünyanın iyiye gitmesini istiyorsak.

03/06/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.