PAZAR OLA!

IMG_Pazarola_27.09.07

Geçtiğimiz Cumartesi, Şişli – Feriköy’deki Türkiye’nin ilk ve tek ekolojik halk pazarına gittim. Geçen yıl Haziran ayında açılmıştı. Şişli Belediyesi ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin işbirliğiyle kurulmuştu. Tabii o zamandan beri çeşitli sponsorlar tarafından destekleniyor.

Organik tarım dünyasında Adapazarı’nın adını duyuran arkadaşım Berin Ertürk de oradaydı. Beni görmedi, çünkü bir müşterisine domates tartmakla meşguldü.

Söğütlü-Maksudiye’deki Jade Çiftliği onun. İki yıl önce bir gün, çiftliğe gidip yemek pişirmeye, ceviz toplamaya yardım etmiştim; o günün izlenimleri ve Berin Hanım’la yaptığımız söyleşi gazetemizde yayımlanmıştı.

***

Organik tarımda üreticiler kimyasal ilaç ve katkı maddesi kullanmıyorlar. Türkiye’nin ilk Ekolojik Halk Pazarı her şeyden önce, uygun fiyat stratejisiyle organik ürünlerin lüks olduğuna dair önyargıyı yıkmayı amaçlıyor. “Market fiyatlarının en fazla yüzde elli üstünde satılabiliyor. Belli bir fiyat aralığında, örneğin 1,5–2 YTL arasında bir fiyat… Belli bir saatten sonra ikiden bir buçuğa düşürebiliyorsun.” diye açıklıyor Berin Hanım.

Tezgâh komşusu Timur Danış, editörü olduğu “Git” Dergisi’ni tanıtıyor ve satışını yapıyor. O bir gazeteci ve yazar… Nükleer enerji karşıtı yürüyüşleriyle de tanınan bir doğa ve toplum gönüllüsü. Dergiden başka, organik tarımla ilgili kitaplar ve rozetler var tezgahında… Yürüyüşlerinin çoğunda olduğu gibi, oğlu Yunus yine yanında. Rozet satışından küçük Yunus sorumlu… Berin Hanım’ın balkabaklarını dilimleyip soyma işini Timur Bey üstlenmiş; hoşuna gidiyormuş bu iş. Böyle komşuya can kurban doğrusu!

Pazarı dolaşıyoruz birlikte… Doğa dostu üreticilerle tanışıyorum.

Organik tarım yapanların en eskilerinden Vehbi Bey ve Sultan Hanım, her Cumartesi Afyon’dan geliyorlarmış.

— Cumartesi günleri buraya, diğer günler de çevre pazarlarına gidiyoruz. Dazkırı, Dinar… Ama ekolojik ürün demiyoruz oralarda. Fasulyeyse fasulye, domatesse domates!

— Niye belirtmiyorsunuz?

— İnsanları çok da ilgilendirmiyor. O civarda gelir düzeyi biraz düşük olduğu için, daha çok fiyatına bakıyorlar. Bizim belirli bir müşteri potansiyelimiz var; gözüne güzel göründüyse fiyatına da bakmıyor.

— Organik olduğunu onlar biliyorlardır en azından, değil mi?

— Lezzetini biliyorlar. Şu salatalığı alın mesela… Bunu yediğiniz zaman ağzınızda bir tat bırakıyor. Azotlu bir kimyasal gübre atarsam o tat değişir. Bitkinin kimyasal yapısı değişince, buzdolabında da olsa çok dayanmıyor.

“Ben Berin Hanım’a özendiğim için çiftçi oldum.” diyor Göynük’ten Nurperi Hanım. Onların toplantılarına gidiyormuş önceleri. Göynük’te geniş arazileri varmış. Bu konuşmaları dinleye dinleye etkilenmiş ve organik tarım yapmaya karar vermiş.

“Nurperi’yi de soktuk bu işin içine… Kendimi biraz suçlu hissediyorum şimdi!” diyor Berin Hanım, gülerek…

Çanakkale’den Klan Çiftliği ve çiftliğin İstanbul’daki elemanı Levent Bey… Ablasıyla eniştesi çiftliğin başında oldukları için o burada durmak zorunda… Para da kazanmak gerekiyor çünkü.

Evet, bir yakın komşuya geliyoruz şimdi de: Kandıra’dan Lale Hanım. “Geçen hafta Kocaeli gazeteleri haber yaptı.” diyerek gazeteleri çıkarıp gösteriyor Lale Hanım. Kandıralı değillermiş. Organik tarıma uygun bir toprak bulmak için araştırma yapmış ve oradan toprak almışlar on yıl kadar önce; 6–7 yıldır da üreticilik yapıyorlarmış.

— Hangi pazarlara gidiyorsunuz?

— Ben hiçbir pazara gitmiyorum, yalnızca buraya geliyorum. Çevreme veriyorum… İnternet üzerinden veriyorum. Zaten çok fazla üretmiyorum. Belli bir miktar bana yeterli oluyor. İşi daha fazla büyütmek istemiyorum. Böyle kalmak istiyorum. Yerli tohum kullanıyoruz; her şeye çok dikkat ediyoruz.

— Çiftlikte mi kalıyorsunuz?

— Kalmıyorum, ama orada işçilerimiz var tabii… Eşim organize ediyor, oğlum da ilgileniyor. Bu işe benim için girdiler. Ben de buraya bakıyorum.

— Zorlukları var mı?

— Olmaz mı? Şimdi yeni bir dedikodu çıktı; burası çürüklerin satıldığı yermiş! Organik mi değil mi soruşturması da (!) devam ediyor. Yalanlara çok çabuk aldanan, inanan bir milletiz; fakat doğrular kafamıza girmiyor, betona çarpmış gibi geri dönüyor. Peki, buradan alışveriş eden onca insan aptal mı? Çürük malı getirip kafamıza atmazlar mı? Neden böyle bir şeye tenezzül edelim? Ben şimdi sizin çantanızı almaya çalışır mıyım? Ben deli miyim? Bunun sonunun hapis olduğunu bilirim… bunun sonunun şerefsizlik getireceğini bilirim. Sertifikalıyız hepimiz, neden böyle bir şey yapalım?

— Basın ilgileniyor mu?

— Bir senedir müthiş reklâm var. Yazılı basın, TV kanalları gelip haber yaptılar. Çok ilgi gösterdiler. Çocuklar geldiler, gösteri yaptılar burada… Bu pazar Türkiye’nin tek ekolojik pazarı. Bir New York’ta, bir de Londra’da vardır. Dünyadaki üç pazardan biridir. Ben CHP’li değilim, ama Mustafa Sarıgül dünyanın en harika adamı! Buraya çok büyük bir hizmet yaptı.

***

Berin Hanım tezgâhına dönmüştü çoktan. Ben de biraz alışveriş edip son olarak Buğday Derneği’nin standına uğruyor, Ekolojik Pazar Proje Koordinatörü Leyla Hanım’la konuşuyorum. Geleneksel pazar filesi duruyor tezgâhta. Hemen alıyorum. Bir tane kendime, bir tane de komşuma.

Naylon poşet rezaletinden kurtulma umudu var mı yakın gelecekte? Yok tabii… Leyla Hanım da Berin Hanım gibi umutsuz bu konuda. Çünkü alışverişte naylonun yerine geçebilecek dayanıklı kâğıt poşetin maliyeti yüksek. Çantamızda yahut arabamızda iki üç tane bulundursak da hiç değilse birkaç kere kullansak…

Adapazarı’nda böyle bir pazar kurulması için ne yapmak lazım? Buğday Derneği destek olur mu?

— Önce üreticiler bir araya gelecek… Onlar belediyelerle görüşmeleri halleder, sponsor bulurlarsa biz her türlü danışmanlığı yaparız.

***

Berin Hanım’ın yanına dönüyorum. Tezgâhın önünde sürekli birileri var; ürünleri dikkatle inceliyorlar. Alışveriş de gayet iyi; her şey bayağı azaldı, bazı ürünler de daha ben gelmeden bitmiş. Filemi dolduruyorum: Taze fasulye, patlıcan, domates… bir de güzelce ayıklanmış kabak! “Jade Çiftliği” pankartının önünde poz veriyorum.

“Adapazarı’nda da kurulsa böyle bir pazar; iki liraya satacağımıza bir liraya satsak…” diye özlemini dile getiriyor Berin Hanım.

 

27/09/2007

Bizim Sakarya Gazetesi

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.