Yoğurtsever milletiz, ama…


Dünyaya gözümüzü sütle açtıysak da hepimizin sütü sevmediğimiz bir dönem olmuştur küçüklükte. Okuduğum ilkokulun bahçesinde çuvallarla süt tozunun durduğu baraka gibi bir yer vardı, hiç unutmam. Kapısı her zaman kilitliydi. Penceresinden bakardık; o yamru yumru kocaman beyaz bez çuvallar hiç eksilmezdi sanki. Her gün süt ve tereyağlı ekmek… Peki, memlekette süt yok muydu? Çoktu. Ama Amerikan yardımıydı işte, ayıp olurdu, istemiyoruz ya da çocuklar sevmedi demek.

Ama biz Türkler yoğurdu her devirde, her yaşta sevmişiz. Bir araştırmaya göre dünyada en çok yoğurt tüketen ulus bizmişiz. Kesin doğru! Ayran, cacık… canımız.

Severiz yoğurdu… Kocaman fabrikalarda, bir sürü işlemden geçse bile… Piyasaya çıkıp raflara dizilen yeni çeşitleri yüreklendirir, hemen bağrımıza basarız. Hepsinin tadı birbirine benzese de… Hiçbirininki bildiğimiz yoğurt tadına benzemese de. Sadece zaman zaman aklımıza takılıyor işte: Yoğurt niyetine yediğimiz bu beyaz şey ne?

Duyduğumuza göre baştakiler yeni bir iyilik düşünmüşler. İlk kez Güngör Uras dikkat çekti ve pazar günkü yazısında şöyle dedi: “Sıra yoğurda geldi. Ey halkım… Tarım Bakanlığı’nın emriyle bundan sonra doğru dürüst yoğurt yiyemeyeceksiniz.”

Niye öyle dedi?

***

Bizim kuşağın kadınları, iyi birer anne olarak bir dönem illa günlük ya da en çok iki günlük yoğurt yedirmişizdir çocuklarımıza. Evde mayalanmış halis köy sütünden. Şimdilerde tembelleştik mi yoksa bir tencere sütü kaynatırken taşırıp ocağı da tencereyi de batırmaktan mı yıldık ya da “sakın sokak sütçüsünden süt almayın!” diye korkutanlara mı kandık, bilmem. Sonunda alıştık biz de sanayi yoğurduna… Onda ev yoğurdunun tadını bulamasak da.

Türk kadını olur da yoğurt mayalamayı bilmez mi? Öğrenir, bilmese de…

Sütü, taşma payı kalacak büyüklükte bir tencereye koydunuz, ocağa oturttunuz. Orta ateşte pişerken gözünüz hep üstünde. Taşırmadan kaynatmayı başardınız diyelim… Kaşıkla karıştırıp eğlendiniz biraz da… Suyu uçtu, hacmi azaldı, koyulaştı bu arada.

Şimdi de yoğurt yapacaksınız. Sütün sıcaklığı, serçe parmağınızın dayanacağı sıcaklık. Ayırdığınız bir miktar yoğurdu sütle incelttiniz, yavaşça tenceredeki süte yedirdiniz. Sıcaklığını koruması için sarıp sarmaladınız, uyumaya bıraktınız…

Açtınız, beklettiniz, sonra da buzdolabına koydunuz. Yoğurdunuz hazır. Hem sağlıklı hem leziz.

Mayalanma soğuk ortamda yavaşlayacak ama sürecek, yoğurdunuz birkaç gün sonra hafif ekşiyecek. O zaman da ayran yaparsınız, olur biter.

Sanayi yoğurdu ekşimiyor işte… Son kullanma tarihinin üzerinden haftalar geçse de ekşimiyor. Acaba niye? Buna doğru dürüst bir yanıt bulamadığım için büyük markaları bıraktım ben artık. Bir süredir tercihim küçük üreticinin yoğurdu. Ev yoğurdu tadına yakın olduğu ve ekşidiği için.

Sanayi yoğurdunun sütü en fazla 80 dereceye kadar ısıtıldığı, kaynatılarak suyu uçurulmadığı için miktarı azalmıyor. Su katılmış sütten yapılan yoğurt gibi sulu olmasın diye belli ki kıvam arttırıcılar kullanılıyor. Yoğurda yüzde 12 katı madde şartı vardı, kaldırıldı. Oysa protein, vitamin ve minerallerin hepsi katı maddede. Yoğurttaki zorunlu süt proteini miktarı yüzde 4’tü, yüzde 3’e çekildi… Yüzdeler yanıltmasın, aman! Bu çok önemli bir oran. Çünkü çocuğunuzun bir kâse yoğurttan aldığı proteinin dörtte birinin uçtuğu anlamına geliyor.

Güngör Uras Tarım Bakanlığının yaptığı bu değişikliğin farkında olmamızı istiyor. Peki neden gerek görüldü? Süt ve süt ürünleri sektörünün, daha çok kâr etmek için bunları baskı yoluyla kabul ettirdiğini söylüyor Uras. Ayrıca, yoğurdumuzun geleneksel tadını unutturmak, bütün dünyada geçerli olan ortalama tadı bize de benimsetmek istiyorlar, diyor. Bakanlık da açıklama yapıyor, diyor ki; bunlar asgari değerlerdir, isteyen üretici bu oranı yüksek tutabilir. Tüketici de ambalajın üzerinden okuyup tercihini yapsın… Yüzde 12 katı madde şartını hileciliği önlemek için kaldırdık… falan filan…

Ne yazık ki insanın aklına ilk gelen:

Bu da diğerleri gibi, küçük üreticiyi ortadan kaldırmak için oynanan küresel bir oyun olmasın!

***

Gıda üretimi dünyadaki en saygın uğraş bence. Yiyeceğimizi üreten o kutlu eller, dünyanın bütün iyiliklerini hak eder. Gıdaya hile karıştıran yerin dibine batsın!

Şimdi bazıları duysa der ki, “sen de çok safsın!”

Ben de derim ki:

— Evet, güvenmek istiyorum. Bu uyanıklardan bıktım! Hayatın olmazsa olmazı “güven” değil mi zaten? Her aldığımızı sorgulayarak, “acaba sağlıklı mı” diyerek yaşanır mı?

— Yaşanmaz, ama alışılır.

— Alışmayalım o zaman.

04/03/2009

Bizim sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.