Anadolu Arısı

Kovan denen şu sevimli nesneyi biz hep doğada görmeye alışmışız, değil mi? Ama işte, Paris’in ünlü Şanzelize (Champs Elysées) Bulvarında kovanlar! Rengârenk çiçek açmış şu bin bir çeşit şifalı bitkinin ortasına yerleştirilmişler… Öte yanda da kocaman bir bal peteği ve üzerinde binlerce arı. Arılar serbest değil tabii. Petek, camdan bir kafes içinde duruyor. Çevresini de çocuklar sarmış, cama dokunuyorlar, arıları okşar gibi… İki günlüğüne (23-24 Mayıs), Dünyamızın her yerinden gelen binlerce bitkinin buluşmasını kutluyor Paris. Ve iki günlüğüne, “Nature Capitale” yani “Doğa Başkenti” oluyor. Görkemli taş binaların, apartmanların, dünyaca ünlü mağazaların bulunduğu ünlü cadde, sanırsınız kocaman bir çiftlik! Çeşitli iklimlerin tarla bitkileri, meyveleri, ağaçları belirli bir düzen içinde yerleştirilmiş.
Hava son derece sıcak. Çok da nemli bunaltıcı bir sıcak olmasına karşın bu sıradışı etkinliğe katılmak için akın akın geliyor insanlar… Çoluk çocuk, genç ihtiyar… Şanzelize’de sabahın 10’unda iğne atsanız yere düşmeyecek.
Çiftçiler, üreticiler ürünlerini satıyorlar kenardaki tahta barakalarda. Peynir, bal, meyve suyu, şarap… Barakalar bizim kentin bulvarına kurulanlara benzemiyor pek! Düzgün düzgün… Nature Capitale-Paris (23-24 Mayıs 2010).

 Kalabalığın arasında fotoğraf çekmek ne mümkün! Çeşitli yollar deniyoruz da öyle üstesinden geliyoruz. Çekmeyen yok gibi… Turistler, özellikle de Japonlar… Ellerinde kameralar…

Gerçekten şaşkınız böyle görkemli bir organizasyon karşısında…

İklim değişikliğinin yol açacağı felaketleri, biyolojik çeşitliliğin azalmasının sonuçlarını anlatın, belgeseller izlettirin; bu kadar etkili olabilir mi?

Arıların önemini anlatıyorlar çocuklara. Arılar yalnızca bal yapmaya mı yarıyor? Hayır! Hayır, çünkü:

Arılar ekolojik denge için hayati bir öneme sahip. Bir kovanda ortalama 80 bin arı yaşıyor. Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri arıların ayaklarına yapışıyor. Arı, konduğu 130 bin farklı bitki türünün üremesini sağlıyor. Bunlar arasında kabak, kavun, çilek ve tüm meyveler var. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde 1 milyon çiçeği döllüyor. İşte bu döllenmenin sona ermesi bu bitkilerin yok olması  anlamına geliyor. Bu da önce bu bitkilerle beslenen hayvanların, daha sonra da insanların ölmesi demek…”

Gerçekten de balarıları çok önemli bir çevre göstergesi. Tüm uzmanlar bu konuda hemfikir. Arıcılıkta toplu koloni kayıpları, çöküşleri kaygı verici. Tüm dünyada ve ülkemizde…

Nedenleri araştırılıyor…  Küresel ısınma, böcek ilaçları, parazitler, GDO’lu bitkiler olabilir.
Örneğin, “Gaucho” adlı böcek ilacının, arıların yön bulma yeteneklerini etkileyip ölmelerine yol açtığı öne sürülüyor.

***

Biz, arı varlığı bakımından dünyada Çin’den sonra ikinciyiz. Bal üretimi yıldan yıla değişebiliyor ama üretimde de yine hep ön sıralardayız. Peki, bu nasıl olmuş?

Erzurum Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Taner Bayır; “Arıcılık Türkiye’de hiçbir organizasyon olmadan kendi başına gelişmiş mükemmel bir sektördür…” diyor. Atadan kalma yöntemlerle idare etmişiz. Üzerinde çalışmamışız. Rekabet için çok gerekli olduğu halde kalitesini belirleyememiş, adını koyamamışız. 2003 yılında Avrupa Birliği’nin zorlamasıyla yetiştirici birliklerinin kurulmasına karar verilmiş de arıcılık sektörünün ancak o zaman farkına varmaya başlamışız.

***

Anadolu arısı’nın (Apis mellifera anatolica) değerini bilmemişiz. Peki, adını bilmiş miyiz, onu soralım önce! Uzun ömürlü, tutumlu (taştan bal çıkartır), hastalıklara, parazitlere karşı dayanıklı… Ülkemizin coğrafi bölgelerine göre değişiklik gösteren iklim koşullarına uyum sağlamış, kendi içinde alt gruplar oluşturmuş.

Daha pek çok özelliği var Anadolu arısının.

Avusturya’da arıcılık yapan Ergin Ekim, onun adına bir site kurmuş: www.anadoluarisi.com. “Milyonlarca yıl yaşadığı bölgenin iklim-doğa koşullarına uygun davranması, koloni için bir hayat sigortası değerindedir. Yaradanın bu topraklara sunduğu bir lütuftur.” diyor.

Sonra da; “Anadolu arısına sadece bizim değil yakın gelecekte Avrupa’nın da ihtiyacı olacaktır. Tabii eğer hala bulabilirsek! Avrupa’nın gen rezervleri tükenmiştir. Ülkemizde arıcılar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmışlar, bilim çevreleriyle farklı dilleri kullanır hale gelmişlerdir. (…) Devlet kendi vazifesini bazı vakıflara hediye etmiş, bir kenara çekilmiş. O kenarda kimin ne yaptığı da bilinmiyor. Sanki Türkiye’de arıcılıkla ilgili tüm sorunlar çözülmüş gibi herkeste bir atıllık, bir rahatlık var. Oysa gidilecek kilometrelerce yol, yapılacak dünya kadar iş var. Adam dükkânında müşteri bekleyen halı tüccarı gibi rahat. Akademisyenlerimiz Türkiye’de düzenlenen sempozyumlarda sunularını İngilizce yapıyorlar. Dinleyenler de Türk arıcılar! Arıcı kardeşler arka sıralarda, ağalar paşalar en önde oturuyor. Arıcılarımız derdini kime nasıl anlatacağını bilmez durumda. (…) Hititlere dünya arıcılık tarihinde ilk yasal düzenlemeleri yaptırmış olan Anadolu arısının son örneklerini yitirmek üzereyiz. Biz Anadolu arısının gen kaynakları olmadan bu ülkede kaliteli balarısı üretemeyiz.” diyor.

***

İlimizde de arıcılık sektörünün gittikçe büyüdüğünü öğreniyor, seviniyoruz… Sakarya Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Ör’ün dediğine göre:

“İklime ve floraya bağlı olarak bal üretiminin yanında polen, arı sütü, ana arı ve oğul arı üretimi de yapılıyor. Sakarya’nın, iklim şartları ve flora zenginliği bal üretimi için çok uygun. Burada orman gülü, kestane, ıhlamur ve akasya balı olmak üzere 4 çeşit bal üretiliyor. Yine iklime ve floraya bağlı olarak polen, arı sütü, ana arı ve oğul arı üretimi ve satışı yapılıyor. Hedefimiz, birlik olarak Adapazarı’nda bir bal evi kurarak halkımıza gerçek bal yedirmek ve Sakarya’da kovan başına bal üretimini 30 kilodan 60 kiloya çıkarmak!”

Gezegenimizde yaşamın sürdürülebilirliğine katkımız da olur belki böylece… Çalışmaktan korkmuyoruz ama küreselleşme sevdasına yanlış yollara sürüklenebiliyoruz. Aman dikkat!

……

Bu konuyla ilgili Eylül ayında yapılacak önemli bir toplantı haberi: İki yılda bir Avrupa ülkelerinden birinde yapılan uluslararası EurBee (Avrupa Arı Bilimi) Konferansları bu yıl Türkiye’de düzenlenecek. Toplantı yeri Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi, 7-9 Eylül 2010. Öğrenciye indirimli. Küçük bir ücret karşılığı ODTÜ yurtlarında konaklama imkânı, vs. Diğer bilgiler için konferans resmi internet sayfası: (http://www.eurbee2010.org/ )

26/08/2010

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.