Fotoğraf Dünyasında "Adapazarlı" Bir Akademisyen: Barbaros Gürsel

 

Prof. Barbaros GÜRSEL (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölüm Başkanı)
1950 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adapazarı’nda yaptı. İlk fotoğraf derslerini 1963’te babası Hüsnü Gürsel’den aldı. Grup-2 adlı fotoğraf grubunu kurdu. AFAK (Adapazarı Fotoğraf Amatörleri Kulübü) üyesi oldu. Amatör olarak sinemayla uğraştı. 1973’te Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Sanatlar Bölümünü, fotoğraf seçmeli olarak bitirdi. Tanıtım fotoğrafçılığı yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında ödüller aldı, sergiler açtı, seçici kurullar ve bilirkişiliklerde görev aldı. Babası ile birlikte, kardeşi Fatih Gürsel’i fotoğraf dünyasına kazandırdı. 1975’te M. Vehbi Yazgan ve Güler Ertan’ın asistanlığı ile başlayan eğitimciliğine, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Prof. Güler Ertan ve Prof. Kemal Şen ile birlikte 1994’te kurduğu Fotoğraf Bölümünde devam etmektedir.
Fotoğraf görüşü: Fotoğrafın siyah-beyaz ve renkli dünyalarını ayrı ayrı yaşayan; salt kendi teknikleri içinde güzel olan her görüntüye açık, kendisini sınırlamayan, tüm tarzlardan tat alan bir sanat anlayışına sahiptir.

                                                        ***

Adapazarı’nın ve Türkiye’nin fotoğraf sanatındaki gelişiminde önemli bir yeri vardır Gürsel Ailesi’nin… Onların fotoğraf serüveni, baba Hüsnü Gürsel’in amatör–sanatsal çabalarıyla başlamıştı. Daha sonra kendisine katılan oğulları Barbaros ve Fatih Gürsel’in sanatsal olduğu kadar profesyonel ve akademik çalışmalarıyla bugün de sürmektedir. Bu sayımızın konuğu, ailenin aynı zamanda akademisyen olan üyesi Barbaros Gürsel…

T.A.: Sayın Gürsel, Adapazarı’nda fotoğraf sanatının gelişim sürecini yakından izlemiş bir insan olarak bugünkü durumu; “Adapazarlı Grup 5”, “Grup 2” ve ADAPAZARI FOTOĞRAF AMATÖRLERİ KULÜBÜ (AFAK) dönemleriyle karşılaştırır mısınız?

B.G.: Sayın Açıkel, “Grup 5” dönemi, Türk fotoğrafında Adapazarı’nın altın çağıdır. Çok ileri düzeyde beş ustanın; hatta bu oluşuma sonradan katılan İzmitli bir ustanın (Cemal Turgay) bir araya gelmesiyle Türkiye’nin sanat merkezi İstanbul’a karşı ağırlıklarını koymuş, adlarını duyurmuşlardır. “Grup 2” ise onları örnek alarak onlar gibi olma isteğiyle yola çıkmış biz gençlerin kurduğu bir gruptu. “AFAK”, bu iki grubun birleşimi ile oluşmuş; kulüp üyesi gençlerin fotoğrafa katkılarıyla bir amatör fotoğraf kulübü olarak varlık göstermiştir. Üyelerin bir kısmının İstanbul’a yerleşmesiyle dernek dağılmış; Adapazarı’nda, kardeşim Fatih’in öncülüğünde, Servet Sezgin‘in ve babam Hüsnü Gürsel’in desteğiyle fotoğrafseverler yeniden bir araya gelmiştir. Gönlüm, ‘AFAK’ın yeniden canlandırılmasından yanadır. Bugünkü durumu o dönemlerle karşılaştıracak olursak; günümüz, ‘Grup 5’in altın çağını yakalayamamıştır. Yalnız, ‘Grup 2’den daha iyi durumdadır. Bugün fotoğrafın geniş kitlelere yayılmış olması sevindiricidir. Ne yazık ki bireysel başarı örneği azdır. “AFAK” döneminin yakalanabilmesi için çok daha ciddi bir üretim temposuyla çalışmak gerekmektedir. Gelecek gençlerindir.

T.A.: Onat Kutlar, Ara Güler’in fotoğraflarının arkasındaki kültürel birikimden söz ederken; “Fotoğraf, ondaki bu aysberg gibi büyük ve görünmeyen bilginin yalnızca bize yansıyan yüzüdür” diyor. Fotoğraf bölümü öğrencileri bu bilinçle yetişiyorlar mı?

B.G.: Evet... Fotoğraf Bölümü öğrencilerine bu bilinci verecek olan kültür dersleri, Temel Eğitim Bölümümüzün verdiği Sanat Tarihi ve diğer seçmeli derslerle desteklenmektedir. Kültürel birikimin önemi vurgulanmaktadır. Öğrencilerimizin kültür düzeylerinin en uç noktaya çıkarılması için öğrenciler tüm öğretim elemanlarımız tarafından yönlendirilmektedir. Gerisi bireyin kendi çabasına kalmıştır.

T.A.: Sanatseverlerin katkılarıyla bir fotoğraf müzesi oluşturulabilir mi? Yani, sanat değeri olan bir fotoğraf satınalıp eve götürmek yerine, onu bir müzeye bağışlamak fikri desteklenir mi sizce?

B.G.: Sorunuza yanıtım; sanatseverlerin katkılarıyla bir fotoğraf müzesi oluşturulabilir. Sonrasında ise; sanat ya da fotoğraf koleksiyoneri, yapıtı kendisine almak isteyecektir, müzeye bırakmayacaktır. Buna karşılık müzenin politikası ise yapıtı müzeye almak, koleksiyonere bırakmamaktır. Keşke sizin söylediğiniz idealist sanatseverler olsa... Bu arada şunu da belirteyim; müze ve fotoğraflar çok özel ve bilimsel olarak yapılmalı ve korunmalıdır.

_DSC9073-1

T.A.: Dijital fotoğraf, doğrudan fotoğrafın varamayacağı güzellikleri aramak mıdır bir bakıma? Bilgisayar ile sanatçı arasındaki karşılıklı imge alışverişinin, sunduğu sonsuz seçeneklerle fotoğrafı sanata daha çok yaklaştırdığı söylenebilir mi?

B.G.: Dijital fotoğraf, teknolojik olarak dijital yöntem kullanılarak elde edilmiş fotoğraftır. Müdahaleli dijital fotoğraf kastediliyorsa; bu yöntem, resim sanatındaki "gerçeküstü" akım benzeri görüntülerin bilgisayar ortamında yapılmasını sağlar. İsteyen Jerry Ullsman'ın karanlıkodada 8 agrandisörle yaptığını, bilgisayarda 8 katman (layer) kullanarak yapabilir. İsterse renklisini de yapabilir. Böyle bir olanak sunuyor sadece… Ayrıca dijital fotoğrafta sanatsal etik, çok dikkat edilmesi gereken bir konudur bence… 

T.A.: Resim, imgeleri saptama işlevini günümüzden yüz altmış yıl kadar önce fotoğrafa teslim etti. Resimde yeni akımlar geliştikçe her şey, ışığa, renge, desene indirgendi. Belgesel fotoğraf çekenler çok önemli bir sorumluluğu yerine getiriyorlar aslında: Dünyanın görsel tarihini yazmak! Ara Güler, “Bu o kadar önemli bir şeydir ki… ” diyor; “… sanat olsa ne olur, olmasa ne olur!” Siz fotoğrafın bu işlevine mi, yoksa sanat yönüne mi daha çok önem veriyorsunuz?

B.G.:Belgesel fotoğraf, fotoğraf sanatının temelidir. Sayın Ara Güler de görsel tarihi yazarken stüdyodaki portreleri, kurgulanmış fotoğrafları, belgesel yaklaşımları dâhil, fotoğraf sanatının tüm unsurlarını kullanmış bir ustadır. Ben ise antrenmanlarımı belgesel, mimari tarzda yapan; fotoğrafın her türüne açık, hepsini deneyen bir yapıya sahibim.

T.A.: Maddi olanakları kısıtlı yetenekli ve idealist gençlerin, hiç durmadan gelişen teknoloji evreninde sanat fotoğrafı üretme çabaları ne derece sonuç verebilir? Belgesel fotoğrafta ise teknolojik gelişmelere ayak uydurma zorunluluğu yok; iyi bir fotoğraf makinesi işlerini görür. Bu sayede, hem kendi toplumuna yabancılaşmaz, onunla etkileşime girerek yakınlaşır, hem de kendi insanının görsel tarihine ciddi katkıları olur. Siz öğretim üyeliğiniz dolayısıyla gençlere çok yakınsınız. Yarışmalarda da jüri üyeliği görevi üstleniyorsunuz. Yarışmalarda bu kategoriye ağırlık vermek fikri, bizim gibi gelişmekte olan bir ülke için daha uygun değil mi? Bu konuda düşüncelerinizi merak ediyorum.

B.G.: Sayın Açıkel; yetenekli ve idealist gençlerin üretimleri, maddi olanaksızlıklara rağmen devam eder, onlara bir hami, bir sponsor bulunabilir. Toplum böyle gençleri desteklemelidir. Bölümümüzde de bazı öğrencilerimize karşılıksız burs olanağı vermiş olan değerli büyüğüm İbrahim Zaman'ı saygı ile anarım. Sorunuzda sanat fotoğrafı ile belgesel fotoğraf terimleri iki zıt terim gibi anlaşılıyor, bence bu yanlış. Belgesel fotoğraf terimi olsa olsa deneysel fotoğraf teriminin karşıtı olabilir, ama hepsi fotoğraf sanatının ve sanat fotoğrafının içindedir. En iyi fotoğraf "en iyi makine"den çıkar, en lezzetli yemek "en iyi tencere"den çıkar anlayışı yanlıştır. Yarışmalarda görev yaparken, öncelikle konuya uygunluğu olan, yapılışı zor bir belgesel yaklaşım favorimdir. Işığı ile, kompozisyonu ile, rengi ile, tonları ile...

T.A.: Sayın Gürsel, konuğumuz olduğunuz için teşekkür ederiz.

Fotoğraflar: İsmail Arzu Açıkel

Gren Dergisi, Sayı: 16

Eylül-Ekim, 2004

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.