Siz…

Her şeyimize göz diktiniz. Bizi çevreleyen tüm nimetlere…

Yardımlaşarak, paylaşarak, aramızdaki farklılıkları hazmederek barış ve huzur içinde yaşayabilme becerimizi kıskandınız. Bölüp ayrıştırma taktiklerini sessiz ve derinden yürütürken galiba artık sabrınız taştı şu bizim sabrımız karşısında…

Siz iyisi mi bizim yakamızı bırakın!.. Bu “Türk Milleti” var ya, ne yapacağı belli olmaz hiç; kendine özgü, tuhaf bir millettir, bilin!

Gelişmeye, değişmeye açık olmamız yanılttı sizi, belli! Ne kolay benimsiyoruz, değil mi her şeyi?

İşte devrimlerimiz… Ancak bizim gibi iyiyi, doğruyu, çağdaş olanı seçebilen, böyle kolayca içselleştirebilen bir ulusla başarılabilirdi.  Atatürk’ün en çok güvendiği de ulusunun bu üstün özelliği değil miydi? Yoksa göze alabilir miydi?

Bu özelliğimize bakıp sandınız ki iyidir, doğrudur, güzeldir diye gösterip kandırırız… Parçalara bölüp ayrıştırır, sonra da ortadan kaldırırız…

Türünün son örneği olan Türk’ü anlamadınız!..

Yerli işbirlikçileriniz de öyle… Onlar da sözcük oyunlarında çok ustalaştılar zaman içinde… Gerçekleri başka türlü gösterebilme becerileri gelişti.

Ama nereye kadar? Biz Anadoluluyuz. Anadolulu demek, ekmeğini bölüşmek demek, emeğini kıskanmamak demek, sevdiğine güvenmek demek… Ama külyutmazlığını kanıtlayan bir dolu da atasözü demek… Demek ki bizi kendimiz olmaktan topyekûn vazgeçirmeniz için kökümüzü kurutmanız gerek.

Evet, bilin ki bizi dünya durdukça bir arada tutacak olan özümüz, bu topraklarda uyanmaya hazır bekleyecek…

Binlerce yıldır üretegeldiğimiz geleneklerimizi unutturabilir misiniz? Bu insanlara geleneksel tarımı bıraktırıp sonsuza kadar GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) tarıma bağımlı kılabilir misiniz mesela? Amaç güzel, tamam; “hızla artan nüfusun gıda gereksinimini karşılamak!” Buluş da dâhiyane! Ancak, GDO’lu tarım, sağlığımızı tehdit ediyor. Seçtiği yöntem de insani değil: Tek tip ürüne bağımlı kılmak! Yöreye uygun genetik çeşitliliği ortadan kaldırmak…

***

Bunu, “kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yokeden totaliter bir teknik”diye tanımlıyor “GDO’ya Hayır!” Platformu.

Bu köşede daha önce de yazmıştım; anımsayalım:“GDOlar alerji yapabiliyor. Diyelim ki fındık size dokunuyor, yemiyorsunuz; genetiği değiştirilmiş mısıra fındık geni aktarılmışsa mısırı yediğinizde fındıktaki alerjik etki ortaya çıkıyor.

Bağışıklık sistemini bozduğu da kanıtlanmış, genetiği değiştirilmiş organizmaların…

Başka bir tehlike de, değişime uğramış genlerin geleneksel yöntemlerle tarım yapılan alanlara da bulaşması…”

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Bu yöntem az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çiftçilerini doğrudan çok uluslu şirketlere bağımlı hale getirme amacını taşımaktadır. Bu tohumların üreme yeteneği de köreltildiği için her yıl yeniden o firmaya para ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu sosyoekonomik açıdan son derece sakıncalıdır” diyor.

***

Böyle soysuz bir tohumu, yerel tohumun yerine koyabilir mi Türk köylüsü? Evet, yeniliklere çok heveslidir de zararını anlarsa iş değişir; aynı hızla dönüverir sırtını… Siz bu milletin bilgeliğini kavrayamamışsınız!

Zarar verirsiniz elbet; veriyorsunuz da… Bizim yurdumuzda, bizim gerçeklerimizle bağdaşmayan, gerçekte var olmayan sorunlar üreterek başarıyorsunuz bunu: Etnik ayırımcılık, bölücü terör, türban… Çok kültürlülüğün zenginleştirdiği birlikte yaşamı bozmaya, çözmeye yönelik kışkırtmalar… Hepsi aynı merkezden kumanda edilen bildik oyunlar. Eğreti, yapay…

Tarımda GDO’lar yoluyla çeşitliliği azaltarak yarattınız bağımlılığı… O güzel Anadolu insanını tek tip; kumanda etmesi kolay, tüketim bağımlısı, bireyci, sorgulamayan insana dönüştürme görevini ise bazı seçilmiş aydınlarımıza (!) verdiniz; en iyi koşulları sağladınız onlara. Nasıl da canla başla çalıştılar! Hâlbuki ne yüce değerleri savunuyorlardı gençliklerinde…

GDA’lar (Genetiği Değiştirilmiş Aydınlar) mı desek onlara da acaba?

28/02/2008

Bizim Sakarya Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.